Kitap özetleri

Kitap özetleri

Tarih Gelecektir Kitap Özeti

Tarih gelecektir… Çünkü tarih, geçmiş olayları inceleyip, oradan ulaşılacak bilgi ve tecrübelerle geleceğimize yön veren bir bilimdir.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, elde ettiği gerçekleri korkmadan dile getirebilen bir bilim adamı. Bir kargaşa ortamına doğru sürüklenen Türkiye’de asılsız tezlere, dış kışkırtmalara karşı bilgi ve belgelerle cevap veren bir aydın. Buna rağmen kendi ülkesinde ırkçılık ve faşistlikle itham edilip saldırılara uğrayabiliyor. Yakın zamanda Ermeni dönmeleri, Kürtler ve Alevilerle ilgili söylediği sözlerle etnik kimlik tartışmalarına sebep olan Halaçoğlu, Ermeni meselesi üzerinde çalışan en yetkin isim durumunda.

Elinizdeki kitap, tartışmalara yol açan bu konuların arka planını herkesin anlayabileceği şekilde gözler önüne seren bir çalışma. Prof. Dr. Halaçoğlu, bu kitapla geleceğimizin tarihimizi doğru bilmemize bağlı olduğunu savunuyor.
***

“Ermeni konusunda çalışırken bize dediler ki; ‘Türkün Türke propagandasını yapıyorsunuz boşverin.’ ‘Evet öyle yapıyoruz’ dedim. Önce benim halkım inanmalı bana, bu konuyu bilmeli. Yabancı toplumlarla kendi halkımızın desteğini almadan nasıl mücadele edebiliriz?
Öyleyse Türk olduğumuzu önce kendi halkımıza göstermeliyiz. Bunu öğrettiğimiz zaman dünyayla baş edebiliriz.”

SUNUŞ
Öyle bir coğrafyada bulunuyoruz ki, dünyanın hiçbir bölgesinde bu kadar çok medeniyet kurulmamıştır Bu şu anlama gelmektedir Çok devlet kurulmuş ve çok devlet yıkılmıştır yaşadığımız coğrafyada Dolayısıyla bölgede ayakta kalabilmek için, tarihin engin tecrübesinden faydalanabilmek, buna bağlı olarak hassas dengeleri gözetebilmek gerekin Bunun için geçmişi iyi bilmek lâzımdır Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir” sözü, coğrafyamızın gerçeklerine tam olarak uymaktadır.
Bunun için ne yapmak gerekir? Verilecek cevap çok önemlidir. Ana fikir olarak cevabı şöyle verebiliriz: Tarihin her dönemini objektif olarak araştırıp korkmadan ortaya koymak, hataları ve doğrulan tespit etmek. Bu bize birlikte yaşama sanatını öğretecektir Tabii birlikte yaşamak için kültür düzeyleri aynı olan, birbirini anlayabilecek tartışma kültürüne sahip bireylerin bir araya gelmeleri gerekir Böyle bir yapı saygıyı doğurur, tartışma sonucu ortak paydalara ulaşılır Bütün bunların üstünde ise, dogmalardan arınmış bir anlayışa sahip olmak lâzımdır. Şartların bu şekilde oluşması, muhatapların birbirinin söylediklerini önyargısız değerlendirmeleri, tabii olarak insanların birbirlerini anlamaları anlamına gelecektir, Aksi takdirde herkes birbirinin söylediklerini kendine göre yorumlar, hatta çarpıtır ve ulaşmak istediği sonuca doğru sürüklen Böyle toplumlarda tartışma kültürü gelişmemiş demektir Kendi fikri dışındakini beğenmeyen, bu gibi kimseleri “ötekileştiren” bir anlayış hakim olur “Bilimsellik” yerini ideolojiye bırakın O zaman “söyledikleri bilinmeyen şeyler değil, ama…. tarihçiliğini tartışmak gerekir” denmeye başlar. Bu durumda karşı fikir ileri sürmek, ortaya atılan fikrin çürütülmesi yerine seviyesizce saldırmak ve suçlamak ön plâna çıkar. Faşizan bir anlayışla muhataplar yıldırılmaya, sindirilmeye çalışılır.
Böyle davranışlar çözüm olabilir mi? Tabii ki hayır. Sorunları hasır altı etmek veya sorunları kendi ideolojisine göre geriye atmak, daha büyük sorunları karşımıza çıkarır. Aslında bütün bu biçim davranışlar çözümsüzlüğü getirir. Sorunlara kafalarımızı kuma sokarak ne kadar duyarsız kalabiliriz? Ve böyle bir duruma ne kadar dayanabiliriz? Gerçekler er ya da geç karşımıza çok daha acımasızca çıkıverecektir.
Bilim adamı, elde ettiği gerçekleri korkmadan ifade edebilmelidir. Unutulmamalıdır ki, ölüm tehdidiyle Galileo’ya dünyanın yuvarlak olmadığı, düz olduğu söyletilmesine rağmen sonuçta Galileo haklı çıkmıştır. Bu gibiler, kendi fikirlerini tek doğru olarak kabul ettirme çabası gösterirken, hem ırkçı, hem faşist, hem anti demokrat olup, çok ihtiyaç duydukları insan haklarını ve hukuku ayakları altına almış olduklarını fark edebiliyorlar mı acaba? Ama ben yaptım oldu diyorsanız ona sözüm yok.
Elinizdeki kitap, bu türden farklı yaklaşımları sergileyen örneklerle dolu. Gazetelere yansıyan haberler, röportajlar ve beyanlar, bir ibret perdesinin aralanmasına tanıklık ediyor. Söylenmeyenlerin söylenmiş, söylenenlerin söylenmemiş olduğunu gözler önüne seriyor.
Kafamızı kumdan çıkaralım mı? Medeni insanlar olarak kızmadan tartışalım mı? Hedef bilmek mi bilmemek mi olmalı? Her hal ü kârda unutulmaması gereken bir soru soralım : “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Yusuf Halaçoğlu

1
ETNİK YAPI TARTIŞMALARI

Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun çeşitli zamanlarda yaptığı açıklamalar ülke gündemine adeta bomba gibi düştü, ortalığı kasıp kavurdu.
Türkiye, kendisini garip bir etnik tartışmanın içinde buldu. Bu tartışma saman alevi gibi üç beş gün içinde sona erecek bir tartışmaya da benzemiyor. Muhtemelen önümüzdeki dönemlerde yepyeni tartışmaları da beraberinde getireceğinin sinyallerini şimdiden veriyor.
Yusuf Halaçoğlu’nun bir sempozyumda yaptığı konuşma, bu tartışmaları başlatan bir kıvılcım oldu. Şimdiye kadar tabu sayılan ve kimsenin girmeyi göze alamadığı konuları ilk kez dile getiren Halaçoğlu kısaca şunları söylemişti: “Müslümanlığı kabul etmiş ve kendisim Türk olarak kabul etmiş insanlar gelip Anadolu’ya yerleşmiştir. Dolayısıyla bunları bir mozaik olarak kabul etmek, farkına varmadan ülke içerisinde de birtakım gruplaşmalara neden olmaktadır. Bu konuda özellikle siyasetçilerin çok dikkatli olması gerekir. Araştırmalarımızda şunu gördüm ki; pek çok Kurt dediğimiz insanlar Türkmen asıllı. Yapısal olarak söylüyorum; ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum. Bunlar fantezi değil söyleyeceğim şey. Bugün Kürt olarak bilinen, hatta hatta şöyle söyleyeyim Kürt Alevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleri. Ve TİKKO’mot içerisinde yer alan, PKK’nın içerisinde yer alan insanlardan bir’ çoğu bunlardan. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değil PKK veya TİKKO hareketi.”
Bu konuşmadan sonra adeta bir linç kampanyasına uğrayan Haİaçoğlu’nun, belgelerle ifade ettiği gerçeklerin kimse tarafından yalanlanamaması da ayrı bir gerçeklik.
işte tartışmalara sebep olan konuşmanın metni ile başlayan kitapta, Halaçoğlu’nun Türkiye’deki etnik yapı ve Ermeni meselesi üzerine görüşlerini bulacaksınız.

TÜRK TARİHİNDE VE KÜLTÜRÜNDE AVŞARLAR SEMPOZYUMU AÇIŞ KONUŞMASI

Sayın misafirler. Avşarelleri Dergisi’nin tertip ettiği Avşarlarla ilgili ilk toplantıyı yapıyoruz. Gencide 1000 kişilik 500 kişilik aşiretler kendilerinin çok büyük aşiretler olduğunu, söz sahibi olduklarını ifade ederler. Avşar boyunun, Türkiye’de yaşayan Avşarların tahmini sayısı ise rakam olarak 16. yy. da 600 bin civarında tespit edilmiştir, dolayısıyla şu an 56 milyon civarında olduğu söylenebilir.
Böyle bir organizasyonun yapılması ile Türkiye’de çok büyük bir kesimin, kendi kimliğini kaybetmiş insanların kimliklerine ulaşabilmeleri mümkün olacaktır diye düşünüyorum. Bir şeyi hafızamıza iyi kazımamız lazım. Biliyorsunuz sürekli olarak bazı yabancı ülkelerin Türkiye üzerindeki oyunlarından ve Türkiye aleyhine çalışmalarından bahsediyoruz. Bu tabii bir şeydir ve tarihin her döneminde görülen bir husustur. Kimse başkasının çıkarına çalışmaz, kendine çalışır. Burada önemli olan şey, bizim kim olduğumuzu bilmemiz, kendi kültürümüzü muhafaza etmemiz, kendi yönetimimizi kendimiz sağlayabilmemiz, oyunlara karşı tedbir alabilmemizdir. Önemli olan budur. Bu şuura erdiğimiz zaman hem ayakta kalmayı, hem de büyük devlet olmayı başarırız.
Bugün Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun varisidir. Dolayısıyla bir imparatorluğun çöküşüyle birlikte kaybettiği topraklardan içe doğru göçler olmuştur ve bu göç bugün Türk demografisini, Türk nüfus yapısını ortaya çıkarmaktadır. Mesela Balkanlardan ve Kafkaslardan Anadolu’ya göç edenlerin sayısı bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık % 40′ıdır. Şimdi bir şeyi çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Böylesine bir yapı ve imparatorluk bakiyesi olmamız, dolayısıyla birçok farklı milletten olan insanı da bünyemizde barındırıyor olmamız anlamına gelir. Burada siyasetçilerin özellikle dikkat etmesi gereken bir konu vardır ki, bu da, böyle bir yapıyı, böyle bir nüfus grubunu mozaik olarak nitelendirmemeleridir. Çünkü o insanlar o bölgelerden çekilirken zaten çok büyük bir bölümü Türk’tür, Türk asıllıdır Müslümanlığı kabul etmiş ve kendini Türk olarak hisseden insanlardır ve Anadolu’ya geri dönmüştür. Dolayısıyla bunları ayırt etmek ve bir mozaik şeklinde nitelendirmek aslında farkına varmadan ülke içinde birtakım gruplaşmalara yol açma anlamına gelir. Dolayısıyla bu konularda siyasetçilerin Özellikle çok dikkat etmeleri gerekmektedir.
Nitekim zaman içerisinde, geçmiş dönemlerde, Türkiye’de, Özellikle Almanya’da yapılan bir araştırmada 47 etnik gurup olduğu iddia ediliyordu. Şimdi burada Atilla Be/in söylediği bir şey vardı; “Avşarcılık mı yapıyorsunuz? Etnik bir çatışmaya meydan verecek bir araştırma içerisinde misiniz, tavır içerisinde misiniz?” deniyor dedi. Evet bazı kesimlerde böyle sözler söz konusu ediliyor. Benim biraz sonra size sunacağım Anadolu’daki aşiretlerle ilgili çalışmalarımda da aynı sorulara muhatap oldum. Siz ülkeyi bölmeyesiniz bu çalışmalarla dediler. Şimdi insanların kimliğine sahip olması veya kimliklerini öğrenmeleri kadar güzel bir şey yoktur. Kim olduğunuzu bileceksiniz. Bugün mesela Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır deniyor ve Kürtlerle ilgili birtakım sözler sarf ediliyor.
Araştırmalarımızda şunu gördüm ki; pek çok Kürt dediğimiz insanlar Türkmen asıllı. Yapısal olarak söylüyorum; ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum. Bunlar fantezi değil söyleyeceğim şey. Bugün Kürt olarak bilinen, hatta hatta şöyle söyleyeyim Kürt AIevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleri. Ve TÎKKO’nun içerisinde yer alan, PKK’nın içerisinde yer alan insanlardan birçoğu bunlardan. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değil PKK veya TÎKKO hareketi. Bütün bunları yabancı arşiv belgeleri o tarihte yapılmış birtakım araştırmalardan söylediğimi belirtmek isterim.
Şimdi dolayısıyla Avşarları araştırmak ve kim olduğunu ortaya koymak bir ayırım veya bölücülük olarak görülmemelidir. Tam aksine Türk milletinin kendi özüne dönüşünü ve kendisini tanımasını sağlayacak bir araştırmadır. Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Atatürk aynen şöyle der: “Kültürünü kaybeden milletler başka milletlerin şikanavı olur.”
Şimdi biz Türk Milleti olarak şöyle bir baktığımızda; aile yapımız bana göre dünyanın en medeni aile yapısıdır ve burada ne büyük bir yozlaşma olduğunu görebilirsiniz. Ben şahsen rahmetli babam karşısında ayaklarımı uzatarak veya ayak ayak üzerine atarak oturduğumu, yüksek sesle konuştuğumu hatırlamam. Günümüzde aile yapımızda nasıl büyük değişiklikler meydana geldi. Ama bütün Anadolu içinde, bazı kesimler haricinde çok büyük bir kültür yozlaşması var. Gençlerimiz geçmişi unutuyor. Radyolara bakın Türk Sanat Musikisi neredeyse hiç kalmadı, Türk Halk Musikisi çalınmaz hale geldi. Tabelalara bakın, ne kadarı Türkçe, ne kadarı yabana dilde? Bütün bunlar kültürümüzdeki yozlaşmayı çok açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Bunları dile getirmemiz lazım.
Geçenlerde Bitlis’ten bir arkadaş bana geldi ve “Hocam biz Kürdüz bize Hasaniler derler, aşiretimi öğrenmek istiyorum dedi. Bilgisayardan Hasanileri sorguladığımda karşıma Eski ll’den (Konya) Döğer boyundan çıktılar. Kendisine de verdim, ama buna benzer geçmişini öğrenmek isteyen o kadar çok insan çıkıyor ki…

Powered by WPeMatico

Bir önceki yazımız olan Mucizeler Dükkanına Dönüş Kitap Özeti başlıklı makalemizde kitap özetleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


6 × iki =

Kitap özetleri © 2013