Kitap özetleri

Kitap özetleri

Nasreddin Hocanın Çevresindeki Eşyalar


Kişinin karakteri, birçok unsurun bir araya gelmesi, davranışları, dostları, ahbapları gibi şeylerle belirlenir. Yan kiilhâni bir lâf vardır “Hani, arkadaşlarını, dostlarını söyle kim olduğunu söyleyeyim” gibilerden.

Nasreddin Hoca’nın kişiliğini irdelerken sıra geldi dayandı onun çevresindeki (fıkralarındaki) eşyalara, yapılara v.d…

Hoca’nın “KİŞİLİĞİ, ÇEVRESİ, ÇEVRESİNDEKİLER” bölümünde şöyle demiştik: “…Hoca su katılmadık bir Anadolu, su katılmadık bir doğudur. Eşeğiyle, sarığıyla, öküzleriyle, kürküyle, çanağı çömleğiyle, çarığıy-la, kerpiç damlı eviyle…”

Bu iddiamızı aşağıda vereceğimiz örnekler bir kat daha sağlamlaştıracaksanız.

Hoca’nın yaşadığı yer belli, Akşehir, Sivrihisar, köyler, vb. Yani Orta Anadolu’nun en büyük ili Konya’nın kasabaları, köyleri…

Fıkralarını inceleyince Anadolu, Hoca’nın Anadoluluğu, net olarak karşımıza çıkıyor… Şimdi bir bir sayalım

Hoca’nın çevresindeki yapılan, eşyaları, varacağımız sonucu da ondan sonra derleyip toplayıp özetleyelim: Mintan, Kürk Cüppe, Semer, Yular, Çank, Kürsü, Cami, Minare, Mihrap, Mimber, Kur’anı Kerim, Binektaşı, Çömlek, Kılıç, Masa, Kayık, Un çuvalları, İbrik, Peştamal, Körük, Mum, Hamam, Kazan, Tencere, Kavuk, Sank, Göl, Yorgan, Kayış, Heybe, Kilim, Mavi boncuk, Gözlük, Kandil, Testi, Şalvar, Kazma kürek, Düdük, Çakşır, Ok, Kuyu, Geven otu, Merdiven, Katran, Su kabağı Deniz, Pınar, Çeşme (Çeşitli fıkralar)

Buyrun, işte Hoca’nın elli kalem kadar tutan ve onun fıkralannda yer alan eşya, yapı… Bakalım neler çıkacak bu “elli kadar kalem” den?

a- Nasreddin Hoca’nın giyim kuşamı: Bu konuda yalnızca fıkraları değil, Hoca’ya ait eski minyatürler, taş basması eserlere çizilen resimlerde rahmetlinin Osmanlılarda “ilmiye sınıfı” denilen sınıftan olanların giydiklerini giydiğini anlıyoruz. Yani başta bir “sarık”,ya. da “kavuk”, üstte “cüppe”, cüppe bazen kürklü de oluyor, cüppenin içinde “mintan”, ayakta “şalvar”, iç çamaşır “çakşır” ve ayakta “pabuç veya çarık” Çıktı mı Nasreddin Hoca’nın kılık kıyafeti ortaya! Artık ona kendi hayâl gücünüze göre bir yüz ekleyebilirsiniz. Ancak “sünnet-i şerif olan sakalını da unutmayın lütfen.

b- Nasreddin Hoca’nın kullandığı eşya: Gelelim Hoca’nın kullandığı eşyaya, genellikle ev eşyasına… “Çömlek”, “maşa”, “kılıç”, “un çuvalları”, “ibrik”, “mum”, “kazan”, “tencere”, “yorgan”, “sabun”, “heybe”, “kandil”, “testi”, “kazma”, “kürek”, “merdiven”, “su kabağı”, “kilim” Yani bugün de Anadolu kasabalarında hemen her evde bulunan şeyler.

c- İş yerindeki araç, gereçler:

Hoca din adamı olduğuna göre, iş işyerindeki belli başlı şeyler şunlar: “Kürsü”, “Kuran-ı Kerim”, “ibrik” (abdest almak için) …Ortaçağ sonlarında yaşadığı kabul edilen, Müslüman, Anadolulu bir din adamının iş yerinde de bunların olması olağan.

d- Hayvanlarla ilgili araç ve gereçler:

Hoca’nın hangi hayvanlarla ne denli haşır neşir olduğunu gördük. Tabii, bu yaratıklarla ilgili bir yığın araç gereç var rahmetlinin çevresinde. Var olunca da çoğu fıkralarına girmiş: “Semer”, “yular”, “binektaşı”, “kayış”, “heybe” v.d…

e- Çevresini belirleyen öteki şeyler:

Hoca’nın çevresindeki öteki unsurlardan başlıcalan da şunlar: “Cami”, “minare”, “mihrap”, “pazar yeri”, “çeşme”, “pınar”, “katran”, “kayık”, “göl”, “deniz”, “geven otu”, “gözlük”, “mavi boncuk”, “düdük”, “hamam”, “peştemal”

Bu unsurlardan hemen hepsi Hoca’nın yaşadığı yer ve zamana uygun. Ama iki tanesi var ki, mantığa ters düşüyor:

1 – Deniz. 2 – Gözlük

İkisi de birer fıkrada geçiyor bunlann. Birkaç kaynakta birden karşılaşmasaydık, almayacaktık kitaba. Bizce mesele şu:

1 – Deniz: Hoca’nın birkaç fıkrasında Bursa’ya gittiğinden söz ediliyor. Rahmetli burada meselâ Mudanya’da denizi görmüş ve bu fıkra bu nedenle doğmuş olabilir.

İkinci ihtimâl, Türkiye’nin en büyük göllerinden biri olan Akşehir gölünden “deniz” diye söz edilmesi, Gerçekten, bugün bile Anadolu’nun birçok yerlerinde, bırakın Akşehir gölü kadar büyüklerini, çok daha ufaklarına bile “deniz” denmektedir göllerin.

İkinci ihtimâl akla ve mantığa daha yatkın geliyor bizce.

2 Gözlük: İşte bu fıkranın “anadan doğma” değil de “sonradan olma” fıkralardan biri olduğu gün gibi ortada. Hoca’nın Timur zamanında yaşadığı kabul edilse bile gözlüğün (genellikle bugün optik araçlannın) kullanılmaya başladığı tarih ile büyük bir çelişki var. İlki XV’yy.’ın hemen başlan, ikincisi ise XVII. yy.’ın ilk yansına (aş. y. 1626 yıllanna rastlıyor). Ancak biz bu fıkrayı bile bile, hani “yemeğin baharatı misali” kitaba almamazlık edemedik.

Özetle, Sonuç:

Hoca, ona Anadolu’da yaşamış, kasabalı köylü arası bir hayat sürmüş, yoksul bir din adamıdır. Hoca’nın fıkralarından çıkardığımız “elli kalem kadar tutan” eşya, yapı, v.s. arasında o kadar mahalli olanları vardır ki (…geven otu, su kabağı, binektaşı, çarık, v.d.) bunlardan söz edilince yeryüzünde ilk olarak akla Anadolu gelir… Hele hamam!… İki yy. öncesine kadar hamam nedir bilmeyen batı uygarlığının gel de içine sok, onunla paralel kıl, ona benzet bizim doğulu, Anadolulu Nasreddin Hoca’yı!..

Kaynak: Erdoğan Tokmakçıoğlu, Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca 1991)

 

Nasreddin Hocanın Çevresindeki Eşyalar

Bir önceki yazımız olan Nasreddin Hoca Sözleri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


dokuz + 6 =

Kitap özetleri © 2013