Kitap özetleri

Kitap özetleri

Martin Eden Kitap Özeti

Jack London, Martin Eden’da yarı-otobiyografik bir roman kurgular ve yazar olabilmek için hayatını ortaya koyan ve başına gelen tüm trajedilere rağmen bu yoldan asla dönmeyen Martin’in şaşırtıcı hikâyesini anlatır.
Martin’in yazarlık macerası Ruth’a olan aşkıyla başlar. Önceleri, yalnızca iyi bir eğitim almış, ailesi toplumun üst sınıfından olan Ruth’un aklında ve kalbinde bir yer edinebilmek için okumaya ve öğrenmeye başlar; ama sonra Martin’in entelektüel bilgisi Ruth’un ve onun ait olduğu dünyanın ötesine açılır. Martin işçi sınıfını keşfeder ve yazarlık serüveni, San Francisco işçi sınıfının içinden yükselir.
Yazar olmaya karar verdiği andan itibaren bitmek tükenmek bilmeyen bir azimle yazar ve yazdıklarını yayıncılara gönderir. Martin, yanıt olarak yalnızca tekrar ve tekrar reddedildiğini bildiren mektuplar alır. Asla pes etmez, inancını yitirmez ve Jack London, kahramanı Martin’e romanın sonunda bu azmin hakkını verecek bir sürpriz ve beklenmedik bir final hazırlar.
Martin, bir maceraperest ve aksiyon adamıydı, bunu becerebilen pek fazla yazar da yoktur.
GEORGE ORWELL

Jack London, Martin Eden’da yarı-otobiyografik bir roman kurgular ve yazar olabilmek için hayatını ortaya koyan ve başına gelen tüm trajedilere rağmen bu yoldan asla dönmeyen Martin’in şaşırtıcı hikâyesini anlatır.Martin’in yazarlık macerası Ruth’a olan aşkıyla başlar. Önceleri, yalnızca iyi bir eğitim almış, ailesi toplumun üst sınıfından olan Ruth’un aklında ve kalbinde bir yer edinebilmek için okumaya ve öğrenmeye başlar; ama sonra Martin’in entelektüel bilgisi Ruth’un ve onun ait olduğu dünyanın ötesine açılır. Martin işçi sınıfını keşfeder ve yazarlık serüveni, San Francisco işçi sınıfının içinden yükselir.Yazar olmaya karar verdiği andan itibaren bitmek tükenmek bilmeyen bir azimle yazar ve yazdıklarını yayıncılara gönderir. Martin, yanıt olarak yalnızca tekrar ve tekrar reddedildiğini bildiren mektuplar alır. Asla pes etmez, inancını yitirmez ve Jack London, kahramanı Martin’e romanın sonunda bu azmin hakkını verecek bir sürpriz ve beklenmedik bir final hazırlar.
Martin, bir maceraperest ve aksiyon adamıydı, bunu becerebilen pek fazla yazar da yoktur.
GEORGE ORWELL

1. BÖLÜM

Kapıyı anahtarla açarak içeri giren ilk kişiyi, beceriksiz hareketlerle kasketini çıkaran genç bir adam izledi. Denizci olduğunu düşündüren giysileri vardı ve girdiği bu geniş şatonda hiç de rahat olmadığı belliydi, Kasketini ne yapacağını bilemiyordu. Ceketinin cebine tıkmaya çalışırken, diğer adam alıverdi kasketi. Bu hareketi sakin ve doğal bir tavırla yapmıştı. Beceriksiz genç şükran duydu. “Durumumu anlıyor,” diye düşündü. “Belli ki bana yardımcı olacak.”

Omuzları sallanarak ve bacaklarını istemsizce, sanki zemin çalkantılı denizin üzerinde alçalıp yükseliyormuş gibi iki yana açarak, adamın ardısıra yürüdü. Böyle sarsakça yürürken, koca odalar ona dar geliyordu ve yanlışlıkla kapı kenarlarına çarpmaktan yahut şöminenin üzerindeki alçak rafta duran biblolara omuzlarıyla sürtünmekten korkuyordu. Etrafındaki nesnelerin arasında bir o yana, bir bu yana savruluyor ve kafasında şimdiden, verebileceği hasan hesaplıyordu. Bir kuyruklu piyanoyla, üzerine kitaplar yığılmış bir masa arasındaki, altı kişinin omuz omuza geçebileceği boşluğu tedirginlik içinde adımladı Kalın kolları iki yana sarkmıştı. Bu ellerle kolları nereye koyacağını bilemiyordu ve masanın üzerindeki kitaplardan birine koluyla değecek gibi olunca, ürkmüş bir at misali yalpalayıp, piyano taburesine çarpmaktan kıl payı kurtuldu. Önünde giden adamın rahat yürüyüşüne baktı ve ilk kez, onun yürüyüşünün diğer insanlarınkine benzemediğini fark etti. Aniden, kendi yürüyüşü böyle kaba saba olduğu için utanca kapıldı. Alnından ter damlacıkları fışkırdı, durakladı ve esmerleşmiş yüzünü mendiliyle sildi

Endişesini şakacı bir tavırla maskelemeye çalışarak:

Bekle oğlum Arthur. dedi, bir anda bu kadarı çok fazla gerdekten, bırak da biraz cesaretimi toplayayım. Biliyorsun buraya gelmek istemiyordum. Herhalde sizinkiler de beni görmek için can atmıyordur

Adam ona güven vermeye çalıştı:

Her şey yolunda Bizden korkmamalısın. Çok sade insanlarız hepimiz Bak bele, bana bir mektup gelmiş.

Masaya yanaşarak zarfı yırtıp açtı ve okumaya başladı, böylece yabancının kendini toparlamasına fırsat verdi. Yabancı bunu anladı ve şükran duydu. Doğası gereği sevecen ve kavrayışlıydı; paniği henüz sürerken, hisleri çalışmaya devam ediyordu. Alnını kuruladı ve gözlerinde tuzaktan korkan hayvanlara özgü bir bakışla, ama kontrollü bir yüzle etrafına bakındı. Bilinmeyenlerle çevrili, olabileceklerden endişeli, ne yapacağını bilemez haldeydi; yürüyüşü ve hareketlerindeki beceriksizliğin, güç ve yeteneklerine sirayet etmiş olmasından korkuyordu. Çok duyarlıydı ve nasıl göründüğünün farkındaydı. Bu yüzden diğer adamın, gülen güzlerle mektubun üzerinden gizlice bakması, içindi’ bir hançer yarası açtı. Bakışın farkında olduğunu belli etmedi, çünkü kendini denetlemeyi öğrenmişti, Gururu incindi.Geldiği için lanet etti. ama aynı zamanda, artık bu işi sonuna kadar götürmeye karar verdi Yüz çizgileri sertleşti ve gözlerine kavgacı bir ışık geldi. Ortamı, endişeden biraz arınmış gözlemci bakışlarla inceleyerek, bu güzel evin içindeki her ayrıntıyı beynine kazıdı. Son derece dikkatliydi; gözlerinden hiçbir şey kaçmazdı ve o gözler çevredeki güzelliği içlikçe, bakışlarındaki kavgacı ışık sönerek, yerini sıcak bir parıltıya bıraktı. Güzelliğe duyarlıydı ve bu duyarlılığı uyaran şeyler vardı çevresinde

Bir yağlıboya tablo, onu kendine çekti. Büyük bir dalga gürleyerek, çıkıntılı bir kayanın üzerinde patlıyordu; göğü alçak fırtına bulutları sarmıştı Fırtınalı bir günbatımında ortasına seyir eden bir kılavuz uşkuna, güvertesi bütün ayrıntılarıyla görünecek kadar yan yatmış olarak, dalgalarla mücadele ediyordu Resimde güzellik vardı ve bu güzelliğe kayıtsız kalması imkânsızdı. Beceriksiz yürüyüşünü unuttu tabloya doğru gitti, yaklaştı: iyice yaklaştı. Tuvaldeki güzellik birden uçuverdi Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Dikkatsizce sıvanmış gibi duran boyaya baktı, sonra geri çekildi. Bir anda bütün güzellik tuvale geri döndü. “Bir aldatmaca,’ diye düşündü ve resme olan ilgisini kaybetti. Etrafındaki bir sürü şeyi gözlemlemeye devam ederken, bir yandan da, tablodaki onca güzelliğin bir göz aldanmasına kurban edilmesine hayıflandı. Resimden anlamazdı, Renkli ve siyah beyaz taşbaskılarla karşılaşmıştı sadece, onların hatları da belirgin ve keskin olurdu her zaman. Gerçi yağlıboya resimler görmüştü; evet, dükkân vitrinlerinde. Ama vitrin camı, arzulu gözlerini resme yaklaştırmasını engellemişti.

Bakışlarını çevirip, mektup okuyan arkadaşına baktı ve masanın üzerindeki kitapları gördü. Yiyecek gören aç bir adamınkinden farksız bir arzu ve özlem bürüdü gözlerini. Adeta itici bir gücün etkisiyle masaya doğru, uzun adımlarla, omuzları sağa sola sallanarak ilerledi Büyük bir tutkuyla kitaplara göz atmaya başladı. Başlıklara ve yazarların isimlerine baktı, metinlerden bölümler okudu, ciltleri gözleriyle, elleriyle okşadı ve bu arada, okumuş olduğu bir kitabı tanıdı Gerisi hep bilmediği kitaplar, bilmediği yazarlardı. Swinburne’ın bir kitabına rastladı ve gözünü ayırmadan, nerede olduğunu unutarak, yüzünde bir parıltıyla okumaya başladı. İki kere, yazarın ismine bakmak için, kitabı işaret parmağının üstüne kapanı. Swinburne Bu ismi unutmayacaktı. Belli ki, bu adamın gözleri renkleri ve ışığı görmüştü Ama kimdi bu Swinburne? Sairlerin çoğu gibi, yüz yıl falan önce ölmüş muvdü? Yoksa hâlâ yaşıyor, yazıyor muydu? Baş sayfaya döndü .. Evet, başka kitaplar da yazmıştı. Öyleyse yarın sabahı ilk iş olarak halk kütüphanesine gidip, Swinburne’ın yazdıklarını bulmaya çalışacaktı. Metne geri döndü ve kendini unuttu Genç bir kadının odaya girdiğini fark etmedi bile Arthur’un sesiyle kendine geldi:

Ruth, bu Mr. Eden

Kitabı işaret parmağının üzerine kapattı ve daha dönmeden, yeni bir etkiyle ürperdi; kızın değil, ağabeyinin sözleriydi bu etkiyi yapan. O kaslı vücudunun altında çok hassas bir kütle yer alıyordu. Dış dünyadan gelip bilincini, düşüncelerini, duygularını etkileyen en küçük bir şey, içine bir alev düşmesine ve yayılmasına sebep oluyordu. Algıları olağanüstü derecede atik ve duyarlıyken, yükseklerde gezinen hayal gücü, sürekli olarak, benzerlik ve ayrılık ilişkileri kurmakla meşguldü. Onu ürperten, “Mr. Eden’ sözüydü. Hayatı boyunca “Eden”, Martin Eden’ ya da sadece “Martin” denmişti ona. Şimdiyse “Mr!” Kendince, bunu çok dikkat çekici buldu. Beyni aniden kocaman bir fotoğraf makinesine dönüşmüş gibiydi. Zihninde, yaşamından sonsuz sayıda resim sıralandı; gemilerin kazan daireleri ve baş kasaraları, kamplar ve sahiller, hapishaneler ve tavernalar, hastaneler, kenar mahalleler, geçmişle bütün bu yerlerde ona nasıl seslenildiği….

Powered by WPeMatico

Bir önceki yazımız olan Papalığın Sonu Kahin Aziz Malachy’ye Göre Kitap Özeti başlıklı makalemizde kitap özetleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Incoming search terms:

  • martin eden kitap özeti
  • martin eden jack london özeti
  • martin eden özet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


3 × bir =

Kitap özetleri © 2013