Kitap özetleri

Kitap özetleri

İbrahim Hakkı Konyalı’nın Nasreddin Hoca İle İlgili Çalışmaları


Nasreddin Hoca

Konyalı, Hoca hakkında en yoğun araştırma ve çalışmalardan birini yapmış ve kanaatimizce en akla yakın sonuçlara ulaşmış… Konyalı, saltanat tarihlerini göz önünde tutarak Hoca’yı XII. yy.’ın ilk yarısında yaşayan I. Alâaddin ile, ikinci yarısının başlarında hüküm süren Sultan Alâeddin ile çağdaş sayıyor, bir belgeye de dayanarak Hoca’nın Akşehir’de öldüğünü, adına bir türbe ve medrese yapıldığını, bu türbe ve medresenin Gedik Ahmet Paşa’nın sadrazamlığı sırasında, Akşehir Osmanlı sınırlan içine girdikten dokuz yıl sonra yapılan genel emlak ve evkaf yazım defterinde kayıtlı bulunduğunu bildiriyor. Ankara Kuyumu Kadime arşivinin 55. numarasındaki bu kayda göre, Akşehir evkaf kayıtları arasında Nasreddin Hoca medrese ve türbesi Hacı İbrahim, civardaki bağ ve bahçe arazisi de Tur Ali, Musa oğlu ve Topal Yakup’un kardeşinin tasarrufu altındadır. Kayıt, Fatih Sultan Mehmet’in (1451-1481) il yazıcısı Mevlâna Müslihüddin tarafından Akşehir vakıfları tespit edilirken kaleme alınmıştır. Anlaşıldığına göre, eskiden il yazıcıları vakıftan yazarlarken vakfedenlerle vakıfnamenin tarihlerini tescil ettikleri ve kadıların adlarını da yazdıkları halde, yazıcı Mevlâna Müslihüddin, ünlü bir kişi olması nedeniyle, Nasreddin Hoca için böyle bir işlem yapmaya gerek duymamıştır. Evkafın yazımı sırasında türbe ve medrese çok harap olduğundan yapım tarihinin Yıldırım Beyazıt zamanından (1389-1402) önce olduğu fikri kuvvet bulmaktadır.

İbrahim Hakkı Konyalının bulup çıkarttığı bu belge Hoca’yı bir efsane olmaktan kurtarmış, onu Arapların Cuha’sına veya başkasına mal etmek isteyenlere ve de daha değişik, hatta ancak sivri akıllı bazı kimselerin öne sürebileceği, ihtimaller ortaya atanlara kesin bir cevap olmuştur.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Karaman ilinin evkafını tespit eden il yazıcı defterlerinde, II. Beyazıt zamanı(1500) ve III. Murat zamanındaki (1574-1494) il yazıcı defterinde Hoca’nın medrese ve türbesine ait bir kayda rastlanmamış, şayet böyle bir kayıt var idiyse, şimdiye kadar bulunup gün ışığına çıkartılamamıştır.

Hoca’nın türbesinin Fatih Sultan Mehmed zamanından sonra yıkıldığı sanılıyor. İlk yapıldığında tıpkı Mevlâna Celâleddin Rumî türbesi gibi üstü konik ve çinili bir kubbe ile örtülü olması ve 6 sütun üstüne oturtulmuş bulunması mümkün görülüyor. Türbenin sonralara ancak iç kubbesi kalabildi. Bugün görülen kalın 6 mermer sütunla bu sütunların taşıdığı derin ve ufak kubbe, ilk türbenin zamanımıza kadar durabilen ana parçacıklarıdır. Nitekim Evliya Çelebi de türbenin ilk yapısına ait kısımları, sonradan yapılanlanndan ayırt ederek, eserinde bunu belirtmiştir. Türbenin yüzyıllar boyu birçok defa onarıldığı anlaşılıyor. En esaslı onarımlardan biri 1878′de halk tarafından yapıldı. Türbeye üstü kiremit örtülü bir saçak ve bir bekçi ile türbedar odası eklendi. Türbe kapısının bulunduğu iki direğin arasındaki bağlama demire eski yapı kocaman bir kilit asıldı. Türbe açık olduğu zamanlarda, Hoca’nın paralelinde giderek mizah yapmak için olacak, kocaman bir kilitle kilitlidir. Evliya Çelebi bu kilitten söz etmediğine göre, kilidin sonradan türbeye konulduğu anlaşılıyor.

Konyalı’ya göre türbedeki yazılı kitabe, Hoca’mn Timur ile çağdaş olmadığını gösteren ikinci bir delildir. Sülüs yazısıyla (M. 1393-H. 796) Yıldırım Beyazıt’m sipahilerinden Mehmet tarafından yazılmış kitabenin bugünkü Türkçe ile anlamı şöyle:

“Yazı bâki, ömür fânidir; kul asî, Tanrı bağışlayıcıdır. Bunu Yıldırım Beyazıt Hazretlerinin sipahilerinden Hakir Mehmet 796′da yazdı.”

Bugün rahmetlinin mezarı üzerinde de şunlar yazılı:

“Hazihit-ittürbet-imerhum Li mağfur-il-muhtaç rah-met-i rabbihil gafur Nasreddin Efendi ruhuna fatiha (386).”

Hoca’nın tarihi tersine okunduğunda Hicri 683 (Milâdî 1284-1285) çıkıyor. Bunun, Nasreddin Hoca’nın şakacılığına kinaye olarak ters yazılmış olabileceği öne sürülüyor Konyalı tarafından. Şayet bu gerçekse, bazı elyazması Nasreddin Hoca kitaplarında adından söz edilen Alâaddin Selçuklulardan Alâaddin I veya ortaklaşa saltanat sürdüğü (1284-1257) Alâaddin II olması akla yatıyor.

Hoca’nın Timur ile çağdaş olamayacağının bizce bir delili daha var ve sanırız ki bu delili şimdiye kadar kimse ortaya çıkartmamış. Çıkartan varsa bizim gözümüzden de kaçmış olabilir.

Nasreddin Hoca’nın yüzlerce fıkrasını taradık. Bunların arasında Timur ile ilgililerin hemen hepsini de kitaba aldık. Ancak, Hoca, nedense hep Timur’dan söz ediyor, onunla ilişki kuruyor fikralarında. Oysa, o sıralarda yaşayan biri daha var: Osmanoğullan’ndan Sultan Yıldırım Beyazıt (1389-1402) Timur ile Yıldınm arasındaki çekişme, Ankara Savaşı, Osmanlı-Karamanlı ilişkileri birer tarihi gerçek. Peki, Hoca niçin hep Timur’la uğraşmış? Niçin tek fıkrasında olsun Yıldırım Beyazıt’tan söz etmemiş? O denli işlek zekânın sahibi, o denli nüktedan Hoca, kanımızca gerçekten Timur zamanında yaşamış olsaydı, “Yıldırım Beyazıt” gerçeğini de fıkralarında dile getirirdi…

İbrahim Hakkı Konyalı’nın Nasreddin Hoca İle İlgili Çalışmaları

Bir önceki yazımız olan Bayraktareviç başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


× bir = 3

Kitap özetleri © 2013