Kitap özetleri

Kitap özetleri

Hocanın Çevresindeki Kişiler

Nasreddin Hocanın çevresindeki kişileri tanımak Hoca hakkında ve hocayı anlamak konusunda bize önemli ipuçları verecektir.

Hoca’nın çevresinde bir yığın insan vardır. Kasabalılar, komşuları, köylüler, sipahiler, çocuklar, delikanlılar, kadı, subaşı, mahkeme tanıkları, San Saltuk, Seyid Mahmut Hayranı, yahudi, Mollası İmad, berber, hırsızlar, Şeyyad Hamza, zalim Akşehir beyi, Sultan Alâaddin, derebeyi, dilenci, Hammad (zenci öğrencisi), karısı, kızı, oğlu, kaynanası, askerler, Timur v.d…

Bu kişilerle olan ilişkilerinden ve serüvenlerinden onun karakter yapısını şöylece belirleyebiliriz:

Varlıklı değildir, hatta kıtı kıtına geçinebilecek durumda yoksul bir kişidir. Bu durum, Hoca’nın ziyafetleri kaçırmamasından, evde çalınacak bir şey bulunmadığı için hırsızdan utanmasından, açlığa alıştıracağım diye eşeğini öldürmesinden, rüyalarında sık sık para bulduğunu görmesinden, açık seçik anlaşılır.

İştahlı, biraz da oburcadır. Geceleri kalkıp artık tadılan mideye indirir, un ve şekeri olduğu halde niçin helva yapıp yemiyor diye bakkala çıkışır, açlıktan mı yoksa uykusuzluktan mı esniyorsun, diye soranlara “benim uykum yok!” diye cevap verir; yatak yorgan yerine ev sahibinden kül pidesi ister vd.

Başından “karı dırdın” eksik değildir. Bu yüzden de başına gelmedik kalmaz; damdan düşer, karısının şerrinden kurtulmak için kilerde ölüler gibi yatar, fellik fellik gezdiğini söylerler karısının, itiraz ederek: “Olmaz, der, yoksa bana da uğrardı!” Zaman zaman da örneğin hasta döşeğinde bile karısına: “Hatun, tak takıştır, sür sürüştür, Azrail gelirse seni alır, beni almaktan cayar!” diye onu iğnelemeden edemez.

Hoca’nın fıkralarında sık sık rastlanan tiplerden biri de Kadı’dır. Onun huzurunda yalancı tanıklarla karşılaşır, rüşvetçinin biridir Kadı çoklukla. Haksızlık eden, rüşvet yiyen Kadılara hakaret etmekten çekinmez. Sarhoş bir Kadı’yı rezil kepaze eder. Aleyhinde haksız karar veren Kadı’nın ensesine bir yolunu bulup tokadı indiriverir. Sözün kısası, Hoca, Kadıyla, Kadılarla haşır neşirdir. Sık sık karşımıza çıkar rahmetlinin fıkralarında Kadı; bazen de subaşıyla birlikte.

Fıkralarında “cinsi lâtiflerden” rahmetli “babacanca” söz eder. “Hiç âşık oldun mu?” diyenlere “Bir kere oluyordum, üstüme geldiler” diye cevap verir. Kızının iyileştirilmesi için kendisine bir hoca salık vermesini isteyen bir anneye: “Kızına hoca değil, koca gerek!”; “Çok ihtiyar bir adamın çocuğu olur mu?” diye soranlara “25 30 yaşlarında delikanlı komşuları varsa olur!” der. Dikkat edilirse, hoca fıkralarında “Bir ikisi istisna” kesinlikle “müstehcen” den kaçınmış.

Adamda zekâ var! Netsin, neylesin müstehceni!

Hoca, köy hocalığı yaptığı gibi kadılık ve gölge kadılığı da yapmış. Bu konudaki fıkralarında da Hoca’nın cin misali zekâsı, pırıl pırıl mizahı çıkıverir kişinin karşısına. İnsanın kendi kendinin kulağını ısırabileceği hakkında hükümler verir; davalıya da, davacıya da “sen haklısın” der, ikisinin birden nasıl haklı olabileceğini sorana da “vallahi sen de haklısın!” diye cevap verir. Yemeğin buğusunun parasını isteyene, “Al, der, buğu karşılığı, paranın sesini!” .

Eleştirmediği, takılmadığı, alay etmediği kişi, kurum ve nesne kalmayan rahmetli, bazı fıkralannda da özeleştirisini büyük bir içtenlikle yapabilecek kadar temiz yürekli ve kendisine güveni olan, kendini bilen bir kişidir. Ata binmek ister, beceremez, “hey gidi gençlik” diye geçirir içinden, sonra mmldanıverir: “Bırak Nasreddin, ben senin gençliğini de bilirim!”

Fıkralann birçoğunda Nasreddin Hoca’nın tutumlu bir kimse olduğu kolaylıkla anlaşılır. Ancak, bu tutumluluk cimrilik derecesinde değildir. Hocanın tutumluluğu, yoksulluğundan gelen bir tutumluluktur. Biricik varlığı eşeğini komşuları ikide bir ödünç ister. “Eşek yok” der,” vermek istemez… Ahırdan hayvanın sesi gelip de komşu: “Hoca, eşek içerde ya”, diye üsteleyince “Be adam, diye cevap verir, bana inanmıyorsun da eşeğe mi inanıyorsun?” Ona göre “fıkaranın malı daima gözünün önünde olmak gerek”tir. Kendisinden vade ile borç para isteyene istediği kadar vade verebileceğini, fakat borç veremeyeceğini söyler. Tavuk kızartmasını yerken bir budunu isteyene: “Olmaz” der, “karım onu bana verdi!”

Hoca’ya “tutumlu”dur dedik. O buna rağmen cimrilerden pek hoşlanmaz. Parayı niçin sevdiğini soran bir cimriye: “Sana muhtaç olmamak için!” deyiverir,

Hoca zaman zaman da yabancı bilgin veya Hıristiyan din adamlarıyla mubahese (çeşitli konular üzerinde karşılıklı tartışma) veya münazaralara (bir konu üzerinde karşılıklı tartışma) girişir. Ee, Hoca bu… Nasreddin Hocamız… Tabii hepsinde de alt eder karşısındakileri.

Hoca’nın bir bölük fıkrası da dini niteliktedir, ezan okuyanlara takılır, ahrete gider gelir. “Ölüm” teması bir çok fıkralarında işlenmiştir. Mesleği din hocalığı olan bir kimsenin fıkralarının bir kısmının da bu konuda olması doğal. Bunun yanı sıra rahmetlinin fıkralarında, günlük yaşayış, alış veriş, köy, kasaba hayatı geniş çapta işlenmiştir.

Hoca rahmetlinin içki ve kumar gibi alışkanlıklar yoktur. Evine barkına bağlıdır Hoca…

Hoca’nın ufak tefek hırsızlıkları da vardır. Arada bir sebze ve meyve aşırmak için bostanlara, bahçelere girer bu hırsızlık teşebbüsleri her zaman düşündürücü ve “komik” unsuru kuvvetli bir espri ile son bulur.

Bâtıl inançları yoktur. Yobaz değil, akılcı ve eleştiricidir. Çocuğunun uyuması için muska yazmasını isteyen bir kadına, dinî bir kitabı salık verir. Dini inançları sık sık eleştirdiği, hatta eleştiriden de öteye gittiği görülür. Örnek: Silâh yasağına rağmen koca bir yatağan taşırken yakalanınca, “Kitapta o kadar büyük yanlışlıklar var ki bı yatağan bile onları kazıyıp temizlemeye yetmez!” demesi

Bu açıdan bakılacak olursa Hoca’nın sofu bir din adamı olduğu öne sürülemez. Zaten onun niteliklerinden en önemlisi engin hoşgörürlüğüdür.

Hoca’nın hırsızlarla da başı derttedir. Gün olmaya ki evine hırsız girmesin, ya da en değerli varlığı eşeği çalınmasın. Ama, o aldırış etmez pek buna. Çalınacak fazla bir şeyi yoktur ki rahmetlinin. Fıkralarında hırsız temasını bu denli çok kullanılışı, yaşadığı devirde Anadolu’da “asayişin pek berkemal” olmadığının delili olsa gerek.

Gelgeldim “Hane halkına” Hoca’nın… Kendisi, karısı (bazı fıkralarında iki defa evlendiği belirtiliyor), oğlu, kızı… Karısından yukarıda söz ettik. Fıkralarında oğlu, kızandan daha çok anılır. Oğlunun pek zeki, anlayışlı biri olmadığı anlaşılır fıkralardan. Kızının karakterini belirtecek öğelere ise pek rastlayamıyoruz.

Yoksuldur dedik ya onun için, haliyle alacaklı değil, daima ve daima borçludur. Ama, alacaklılarını o ince, o pırıl pınl buluş ve zekâsıyla, işi tatlıya bağlayarak atlatmanın her zaman üstesinden gelir.

Eh, erkek olur da üç aşağı, beş yukarı çapkın olmayanı, karsı cinsinden yaratıklarla ilgilenmeyeni olur mu? Hoca’nın bu konuda nasıl bir fikre sahip olduğu tek bir fıkrasından, ama açık seçik ayna gibi anlaşılır. Hani şu ölüm yatağındayken: “Kadınlara doyamadan gitti deyin benim için!” demesi.

Birçok fıkralarında engin ve şaşırtıcı bir hayâl gücü ile karşı karşıya kalırız. “Akşehir gölüne maya çalıp yoğurt yapmaya kalkması”, “Borçlusuna borcunu ödemek için evinin önüne dikenler koyacağını, buradan geçen koyunların yünlerinin dikenlere takılacağını, yünlerini karısının toplayacağını, eğirip ip yapacağını, ipi pazarda satıp borcunu ödeyeceğini” söylemesi gibi.

Bizim millet için “şair ve asker bir millettir derler. Nasreddin Hoca’nın kendisinin askerliğiyle ilgili bir fıkrasına rastlamadım; bunun nedeni ilmiye sınıfından, din adamı oluşu galiba. Ama Hoca’mız şair! Manici… Gece yarıları kalkar, karısından kâğıdını dividini ister, öylesine şiirler döktürür ki, en çağdaş, en ilerici bir şairin atın altına imzasını, gönderin istediğiniz edebiyat dergisine bakın yayımlanıyor mu yayımlanmıyor mu? Manileri, beyitleri de caba…

Hoca, hazır – cevaptır. Sorarlar ona: “Ay eskiyince ne yaparlar?”; anında taşı gediğine kor: “Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar!” Bu konudaki örnekler çoğaltılabilir, hem de istenildiği kadar.

Hoca, bir düşünür, bir halk feylesofudur, (filozof kelimesi bililtizam kullanılmamıştır). Rahmetliye burnunu göster, derler, ensesini gösterir… Ne yaptın Hoca, derler… “Bir şeyin, tam zıddı bilinmezse kendisi bilinmez….” der… Oldu mu? Buyrun bakalım.

Halktan yanadır her daim o. Sayın Gölpınarlının deyimi ile: “Hoca halk, halk Hoca’dır” Kendisine: “Padişah mı büyük, çiftçi mi?” diye sorulduğunda: “Elbette çiftçi!” demek için gözünü bile kırpmaz. Anadolu’yu kasıp kavuran, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan dehşetengiz istilâcı Timur’un karşısına gerekirse tek başına çıkar, onunla “dalga” geçmekten bile çekinmez.

O babacan, o şakacı, o mütevekkil, o umudunu yitirmeyen, o cin zekâlı, o tatlı dilli, güler yüzlü Hoca Nas-reddin’in baş belâsı Timur’a geldi sıra. Gerçi Hoca’nın Timur’dan önce yaşadığı gün ışığına çıktı ya, bırakalım onu bir kenara. Timur’dan çekmediği kalmayan, anasından emdiği süt burnundan gelen Anadolu halkı, kişiliğini koymuştur. Hoca ile Timur arasında neler, ne serüvenler olmaz. Kafasına pancar yerine incirler çalınınca tanrısına şükreder, hükümdarla peştemalınm aym değerde olduğunu Timur’un yüzüne karşı söyler, Timur’un hiddetini en ince nüktelerle bir anda söndürüverir. Hani Hoca’nın fıkralarının bir bölümü Amerikanvari bir ad altında bir araya toplansa yeridir: “Nasreddin Hoca Timur’a karşı!”

Bütün bunlann yanı sıra, anası, babası, kaynanası, çocuklar, delikanlılar, değirmenci, derebeyi, hamamcı, papazlar, yabancı bilginler, dilenci, düğün, ziyafet sahipleri, mollalar, berber, cemaat, sipahiler, dellallar, mollası İmad, Hammad, zalim Akşehir Beyi de birer figüran niteliğindedir Hoca’mn fıkralannda, ama rahmetlinin yüzü suyu hürmetine ölmezleşmiş figüran!..

Hocanın Çevresindeki Kişiler

Bir önceki yazımız olan Nasreddin Hoca’nın Kişiliği Üzerine Görüşler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


1 + dört =

Kitap özetleri © 2013