Kitap özetleri

Kitap özetleri

Gizemli Oyun Kitap Özeti

Yalanlar üzerine kurulu bir dünyada aşk ne kadar tutkulu yaşanır?

Esrarengiz romanlar yazan Lucy, yeni kitabında internet üzerinden tanıştığı kurbanlarını boğarak öldüren bir kadın seri katilin maceralarını yazmaya karar verir. Lucy, kahramanının neler hissettiğini anlamak için her türlü oyunu oynamaya hazırdır. Kendini seri katilin yerine koyar ve internette tanışıp buluştuğu her adama yeni bir kurban gözüyle bakar…

Lucy kitabı için araştırma yaparken, gerçek hayatta da tıpkı yazdığı hikâyeye benzer cinayetler işlenmektedir. Polis memuru Quinn de Lucy gibi katili internetten bulabileceğini düşünmektedir. Lucy ile Quinn yalanların yön verdiği bir buluşmada bir araya gelir ve kendilerini tahmin edemeyecekleri kadar tutkulu bir ilişkinin içinde bulurlar.

Quinn’e göre katil Lucy’dir; Lucy’ye göreyse Quinn seri katilin kurbanlarından biri olabilecek kadar sıradan bir tesisatçı. Yalanlarla başlayıp tutkuyla şekillenen bu tehlikeli ve gizemli oyun acaba nasıl sona erecektir?

***

Giriş

From: lucy@mysterious.com
To: clare@finis.com; adele@biteme.com; maddie@crimepays.com
Konu: yalnızlar.com buluşma

Hey millet,
Son internet kafe randevum bu gece. Adamın adı “sertaşkadamı”. Bari bunun dişleri olsun.
Bana şans dileyin,
Lucy,
………………….
From; clare@finis.com
To: lucy@mysterious.com; adele@biteme.com; maddie@crimepays.com

Lucy,
Yeni araştırman için başarılar diliyorum. Umarım hem dişleri hem de saçı vardır ve en önemlisi ikisini de fırçalıyordur.
Clare,
………………….
From: adele@biteme.com
To: lucy@mysterious.com; clare@finis.com; maddie@crimepays.com

Lucy’nin adamından gelecek haberleri dört gözle bekliyorum.
Adele,
Not: Ne tür bir adam kendine “sertaşkadamı” diye bir lakap takar ki? Kendinde eksik olan bir şeyleri telafi etmeye mi çalışıyor?
………………….
From: maddie@crimepays.com
To: adele@biteme.com; lucy@mysterious.com; clare@finis.com

Lucy,
Tanrı aşkına bu buluşmaya gitme. Bir sürü seri katil birilerini avlamak için bu tarz sitelerde pusuya yatıyor. Bu onlar için balık tutmak gibi bir şey.
Sevgilerle
Maddie,

*

BİRİNCİ BÖLÜM

Gizemlikız, Gizem dolu erkekler arıyor…

Lucy Rothschild BMW’siyle park alanına geldi. Starbucks girişinin yanındaki sayaçtan fişini alarak otoparka girdi. Yağmur arabanın kaputuna şiddetle çarpıyor, asfaltta sekiyordu. Motoru kapattı. Starbucks’ın yeşil beyaz yazılarına baktı. Arabasının camına dökülen yağmur manzarayı bulanıklaştırıyordu.

Bu onlar için balık tutmak gibi bir şey. Anahtarlarını kontaktan çıkarıp Ralph Lauren marka blazer ceketinin cebine koydu. Maddie böyle şeyler söylediğinde ondan nefret ediyordu. Kendi dışında birileri garip ve paranoyakça davranınca sinir oluyordu. Maddie para kazanmak için bazı psikopatlarla röportajlar yapmıştı. Ama bu her adamın çocuk tacizcisi ya da seri kalil olduğunu göstermezdi ki. Lucy de katillerle ilgili bir şeyler yazmıştı ama bunlar sadece kurguydu. Gerçek hayatla kurguyu ayırt edebilecek durumdaydı. Maddie bu konuda sıkıntı çekmişti anlaşılan.

Lucy yolcu koltuğundaki şemsiyesini aldı ve kapıyı açtı. Bu geçen aylar yaptığı çılgınca şeylere benzemiyordu. Bu adamla ikinci bir buluşma ayarlamak zorunda değildi. Ya da onunla kahve içtikten sonra beraber çıkması gerekmiyordu.

Şemsiyenin düğmesine bastı ve arabadan çıktığı anda kırmızı gölgelik başında açıldı. Diğer “buluşmaları” gibi bu da bir işti. Cebinde her zamanki gibi küçük not defteri ve tükenmezkalemi vardı. Hemen yanında da göz yaşartıcı spreyi duruyordu. Not defterini adam gittikten sonra belki yazacak ilginç bir şeyler bulur diye getirmişti. Göz yaşartıcı da kafasını şapka diye kullanma ihtimaline karşı yanındaydı.

Lanet Maddie.

Park yerinden etrafa su sıçrata sıçrata ilerledi. Eğer “sertaşkadamı” farklı değilse kalem kâğıt kullanmasına gerek kalmayacaktı. Kahve kuyruğundayken adam sürekli Lucy’yi yavaşlatmaya, sakinleştirmeye çalışırdı. Sanki Lucy Westminster Kennel Kulüp Köpek Gösterisi’nde sergilenen terriyer cinsi bir köpekti. Eğer teftişten geçer not alırsa Lucy’nin üç katlı ince uzun kahvesinin parasını ödeyebilirdi; ekspresso, süt ve köpük. Köpük olmasın lütfen. Ona geçimini sağlamak için ne iş yaptığını sorar, tabii ki Lucy de hayatı hakkında hep uydurma bilgiler verirdi. Ona hemşire olduğunu söyleyebilirdi. Adam da kendisiyle alakalı tek olumsuz şey söylemez, ne kadar harika biri olduğunu anlatırdı. Eski eşinden ya da sevgilisinden bahsederdi. Lucy bu konuyu açtığı için çok üzülürdü. Tüm bu sorgu sualin ardından eğer teftişten tam not alamazsa parasını kendi öderdi, genelde olduğu gibi.

Büyükbaba 182 gümüş dişleri, ensesinde atkuyruğu şeklinde topladığı saçlarıyla tam anlamıyla ucuz, rezil bir şeydi. Lucy’ye bakıp şöyle demişti: “Çok sıskasın.” Sanki onun ayınınkine benzeyen göbeğinden daha iğrenç ve kocaman bir şey olabilirmiş gibi. Kahvesini kendi ödemiş ve bir saat boyunca o iğrenç şeyi dinlemek için kendini zorlamıştı. Sturgis’teki motosiklet rallisiyle eski fahişe karısıyla ilgili zırvalıklarını dinlerken onu türlü şekillerde öldürmeyi hayal etmişti. Gerçekten kötü ve işkence dolu yöntemlerle. Aklına Missouri’deki seri katil geldi. Bunu da boğarak öldürmek çok iyi olurdu.

Ayağı kaldırımdan bir iki adım gerideki su birikintisine girdi. Ayağını hemen çekmesine rağmen artık çok geçti. Siyah botunun içine su çoktan girmişti. Fışkırttığı su da siyah pantolonunun poposuna kadar sıçramıştı.

“Lanet olsun!” deyip kaldırıma atladı. Starbucks’ın kapısını açıp içeri girdi. Pahalı, koyu kahvelerin kokusu başını döndürdü. Arkadan kahve değirmeni ve ekspresso makinesinin sesi geliyordu. Hangi şehre giderse gitsin buranın kokusu ve sesi hep aynıydı. Barnes ve Noble ya da Border’da olduğu gibi hep aynı rahatlık vardı.

Lucy şemsiyesini kapatıp içeriye bir göz attı. Altın sarısı duvarları, ahşap masa ve sandalyelerde oturan müşterileri süzdü. Kırmızı beysbol şapkası takan bir adam yoktu. Sertaşkadamı geç kalmıştı. Şemsiyesini kapının yanındaki duvara yaslayıp kasaya ilerledi. Sert adam onunla buluşmak istediğini söylediği mailde gerçek adını da yazmıştı. Adı Quinn’di. Lucy onu sertaşkadamı olarak tanımayı tercih ederdi. Gerçek insanlarla buluştuğunu düşünmek istemiyordu. Bu şekilde onları öldürmek daha kolay oluyordu.

Kahvesini söyledi, yine köpüksüz. Sonra köşede küçük bir masa bulup oturdu. Blazer ceketini çıkardı, içindeki düzgün, mavi renkli balıkçı yaka kazağı ortaya çıktı.

Son zamanlarda buluşmaları sadece sahte görüşmelerdi. Bu kendi aşk hayatına dair üzücü bir durumdu. Kendini büyükbaba 182 gibi adamların arasına koyuyordu. Tüm bu çabası gizemli, yeni kitabı içindi; ölü.com.

Kahvesine uzanıp büyük bir yudum aldı. Kitabı için son bir kurbana ihtiyacı vardı. Bunları da internet üzerinden buluşma ayarlayarak yapıyordu. Aşk adamı da kitapta olacaktı ama onun ölmesine gerek yoktu. Kovalamak için yeterli adamı vardı artık. Bu adamları kitabına koymak için birilerini çıkmaya ikna etmesi lazımdı. Eğer bu son buluşmadan istediğini alamazsa başka bir şeyler bulmak zorunda kalacaktı. Eski sevgililerinden birinin yalanlarını, konuşmasını alıp kullanacaktı. Önceden denemişti bu yolu. Bu yüzden okuyucularının diğer kitaplarındaki ezik, başarısız karakterler ile bunların arasındaki benzerliği fark etmesinden korkuyordu.

Başarısız yeni kimseler bulması gerekiyordu. Bu sertaşkadamı ile buluşmalıydı. Diğer adayların tersine onda ilginç, merak uyandırıcı bir şeyler vardı. Öncelikle siteye koyduğu fotoğrafı çok kumluydu. Tam olarak neye benzediği anlaşılamıyordu. İlk bakışta derin düşüncelere dalmış biri gibi duruyordu. Lucy de bunu çok gizemli bulmuştu. İkinci olarak belirli bir işi vardı. Biyografisinde yazdığına göre su tesisatçısıydı. Bu bilgi yanlış da olabilirdi ama kim tesisatçıyım diyerek yalan söylerdi ki? Üçüncü olarak otuz beş kırk yaşlarındaydı hiç evlenmemiş ya da boşanmış kategorisine girmiyordu. Durumuna dul olduğunu yazmıştı. Bu da yalan olabilirdi ancak böyle bir yalan bir kadını yatağa atmak için pek de etkili bir yöntem değildi. İstediği gibi giderse Lucy son kurbanını da bulmuştu. Voila!

Ön kapı açıldı ve içeri saçlarında kırmızı tutamlar olan girdi. Lucy o anda adamın kim olduğunu anladı. Adı Mike’tı, diğer bir deyişle “klondykemike” idi. İlk buluşmasını onunla yapmıştı. Lucy’nin ilk kurbanıydı. Mike bardakların önünde duran sarışın bir kadının yanına ilerledi ve beraber kasaya doğru gittiler. Mike kadını yukarıdan aşağı bir süzdü. Sonra kahvelerin parasını ödedi. Yanlarına dışı çikolata kaplı kahve çekirdekleri de aldılar. Kahveleri ellerinde masaya geçerken göz göze geldiler. Sonra Mike suçlu bir şekilde yoluna devam etti. Buluşmalarının ardından Lucy’ye hiç mail atmamıştı. Gerçi Lucy’nin böyle şeyleri takmayacağını biliyordu. Hiç durmadan konuşan bir adamla beraber olamayacağını söylemişti ona. Zaten Birinci Bölüm’ün sonunda da başına plastik bir çantayı geçirmişti.

Bardağındaki kırmızı ruj izini parmağıyla sildi. Başını kaldırıp salondaki diğer masalara baktı. Şaşırtıcı ama on dönemde Boise’deki cinayetler bile bu buluşmalarının hızını kesememişti. Ama rahattı, her şey amacına uygun ilerliyordu.

Geçen birkaç ay içinde üç adam evinde ölü bulunmuştu. Hepsi de boğularak öldürülmüştü. Lucy bunlardan birini tanıyordu. Adı Lawrence Craig’ti. İnternetteki adı ‘aşkçubuğu’ydu. Bu olaydan dolayı hâlâ korkuyordu.

Polis üçünün de boğularak öldürülmesi dışında başka bilgi vermemişti. Cinayetin ne şekilde işlendiği açıklanmamıştı. Sadece katilin kadın olduğu söylenmişti. Gazete katilin kurbanlarıyla nasıl ve nerede tanıştığını bilmiyordu. Maddie kadının bu adamlarla barda buluşmuş olabileceklerini söylemişti. Bu fikir Lucy’ye de çok mantıklı geliyordu. Lucy erotik boğulmalar üzerine bir şeyler yazıyordu. Bu adamlar tesadüfi olarak boğulmuş olabilirlerdi. Ama diğer taraftan boğulmanın türlü şekilleri vardı. İnsan beyni birçok yöntem keşfetmek oldukça uygun ve büyüleyiciydi. Yine de Lucy gerçek hayatta Maddie gibi çılgın ve inanılmaz şeyler kurgulayan biri olmayı reddediyordu.

Starbuks’taki birçok çifti izledi. Adamların kadınlarla kahve dükkânında buluşmaktan rahatsız olmadıkları anlaşılıyordu. Muhtemelen bu çiftler birbirlerini internetteki tanışma sitelerinden bulmuşlar ve mailleşmişlerdi. Diğer yandan tüm buluşma mekânları içinde en güvenlisi burasıydı.

Lucy internetten birilerini bulmaya başlamadan önce bu siteleri umutsuz ve tembel insanların kullandığını düşünüyordu. Bir zaman sonra kadınların internet üzerinden birilerini bulmaya çalışma nedenini anlamaya başladı. Bu sefer tam tersini, erkekleri, anlayamıyordu. Neden işi olan, dişlerini düzenli fırçalayan, annesiyle oturmayan bir adam internet yoluyla birini bulmaya çalışırdı ki? Barda, restoranda ya da başka herhangi bir yerde biriyle tanışabilirdi.

İnternet üzerinden buluşmalara başlamasından yaklaşık bir ay sonra adamların peşlerinden kovalanmayı istediklerini fark etti. Aynı büyükbaba 182 ve klondaykmike gibi. Aynı zamanda bu adamlar ikiye ayrılıyordu; biri öldürmek isteyenler, diğeri de Lucy’nin sıkıntıdan kendi kendini öldürmek istedikleri.

Tabii internetten tanışabileceği iyi adamlar da vardı. Günlük hayatlannda istediği kadını bulamayanlardı bunlar. Ne barda ne de başka bir yerde istedikleri birini bulabilmişlerdi. Lucy henüz bunlardan birine denk gelememişti. Diğer taraftan Lucy gerçek hayatta da bunlardan biriyle tanışmamıştı. Son erkek arkadaşı alkoliğin tekiydi. Gerçi çekici biriydi ama sarhoş olduğu zamanlar ayık olduğu zamanlardan çok daha fazlaydı. Kefaletini ödeyip onu hapisten çıkardığında her şey kafasına dank etmişti. Arkadaşları haklıydı. Hayallerini gerçekleştirmeye çalışan körün tekiydi. Onun değerini bilmeyen lanet birinin kıçını kurtarmaya çalışıyordu.

Saatine baktı. Yediyi on geçiyordu, aşk adamı on dakika geç kalmıştı. Beş dakika daha bekleyip gitmeye karar verdi. Sorunları olan adamları iyi tanıyordu. Çok içmeyen, uçlarda olmayan, anne babasıyla yaşamayan iyi, normal adamlarla tanışmak istiyordu. İflah olmaz bir yalancı ya da dolandırıcı

Bir önceki yazımız olan Tarihin Tanıklığında Ermeniler ve Rumlar kitap özeti - Ali Güler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


bir × = 5

Kitap özetleri © 2013