Kitap özetleri

Kitap özetleri

Genç Bir Don Juan’ın Maceraları Kitap Özeti

Çok küçük yaştan itibaren kadın kokusu ve bedenine olan tutkusunu dizginleyemeyen genç Roger, yıllar geçtikçe çevresindeki bütün kadınları gözlemleyerek aşama aşama kendi bedenini ve cinselliğini keşfeder. Sonunda çevresindeki kadınların bir numaralı küçük Roger’si, onları her daim hoşnut etmeyi beceren “Don Juan”ı olur. Roger anatomi atlasından edindiği ve Papaz’a günah çıkaran kadınlardan sızdırdığı bilgilerin ışığında, cinselliğin kucağında ve edepsizliğin eşiğinde bir maceradan ötekine sürüklenir.

Yirminci yüzyılın en büyük şairlerinden Apollinaire’in kaleminden, dönemine göre cesur ve hayli aykırı bir dille cinselliğin keşfi.

BİRİNCİ BÖLÜM
Yaz gelince annem köye, kısa süre önce aldığımız eve gitmeye karar verdi.
Babam işi olduğundan kentte kalmak istediğini söyledi. Bu evi, annemin ısrarlarına dayanamayarak satın aldığı için çok pişman olmuştu. “Sen istedin bu kır evini, istiyorsan git ama beni zorlama gelmem için. Sana şunu söyleyeyim ki sevgili Anna, fırsat bulur bulmaz satacağım o evi”, diyordu.
Ama dostum, köy havası çocuklara ne kadar iyi gelecek, tasavvur edemezsin, diye karşılık veriyordu annem de.
Seni gidi seni… sana bu fanteziyi ben aşıladım ama yanlış yaptım, diyordu bu sefer babam, küçük not defterine bir göz atıp şapkasını alırken.
Sonuçta annem, kendisinin de söylediği gibi bu geçici fırsatın keyfini bir an önce ve eksiksiz biçimde çıkarmak amacıyla köye gitmeye karar verdi. Bir sabah annem, henüz evlenmemiş kız kardeşi, hizmetçi kadın, tek oğlu olan ben ve benden bir yaş büyük kız kardeşim hep birlikte yola koyulduk.
Köylülerin Şato dedikleri kır evimize neşe içinde vardık
XVII. yüzyıldan kalmış olan Şato, bir zamanlar zengin bir çiftçinin konutuymuş. Evin içi çok genişti ama bölmeler çok ilginçti; mimarî açıdan o kadar garip tasarlanmıştı ki odadan odaya geçişler evi kullanışsız bir hale getiriyordu. Odalar normal evlerdeki gibi değildi, karanlık ve dolambaçlı koridorlar, sarmal merdivenlerle ayrılmıştı birbirinden. Tek kelimeyle bir labirentti ve odaların konumunu tam olarak kavrayabilmek için günlerce yaşamak gerekirdi bu evde.
Ahır ve diğer eklentiler ana binadan bir avluyla ayrılmıştı. Bu yapıların bir şapelle bağlantısı vardı, şapele aynı zamanda Şatodan da girilebiliyordu.
Şapel iyi durumdaydı. Eskiden, Şato sakinleri ve çevre köy halkının ruhlarının tedavisiyle meşgul olan bir rahip görevliymiş bu şapelde. Ama son papazın ölümünden sonra yerine başka biri atanmamıştı ve sadece her Pazar ve her bayram, kimi zaman da hafta içinde günah çıkarmak amacıyla, komşu manastırdan (Françesko dilenci tarikatından) bir papaz geliyor, iyi köylülerin kurtuluşu için gerekli ayinleri düzenliyordu.
Bu papaz her geldiğinde akşam yemeğine de kalırdı ve geceyi orada geçirmek istediğinde kalması için şapelin yanında bir oda ayrılmıştı kendisine.
Annem, teyzem ve hizmetçi Kate evi hazırlamakla meşguldüler. Kâhya, bir çiftlik görevlisi ve bir hizmetçi kadın yardım ediyordu onlara.
Hasat hemen hemen bütünüyle toplanmış olduğundan kız kardeşim ve ben her tarafta istediğimiz gibi dolaşabilme hakkına sahiptik.
Mahzenden çatıya kadar Şatonun her köşesine girip çıkıyorduk. Sütunların çevresinde saklambaç oynuyorduk. Bazen birimiz bir merdivenin altına gizleniyor, oradan biri geçerken aniden ortaya çıkıyor ve ötekini korkutuyordu.
Çatıya çıkan ahşap merdiven çok dikti. Bir gün Berthe’in önünden inmiş ve iki baca borusunun arasına kuytuya saklanmıştım; merdiven çatıdaki bir pencereden gelen ışık dolayısıyla aydınlıktı. Berthe ortaya çıkıp dikkatli bir şekilde aşağı İnerken, havlayan bir köpeği taklit ederek üstüne atladım. Orada bulunduğumdan habersiz olan Berthe’in ödü patlamıştı. Ayağı kaydı, bir alt basamağa basmayı beceremeyip yere düştü. Başı merdivenin dibinde, bacakları basamaklarda uzanıp kaldı…
Doğal olarak eteği sıyrılmış ve yüzünü kaplamıştı, bacakları açılmıştı.
Gülerek yaklaştığımda gömleğinin de açılmış olduğunu ve göbeğinin göründüğünü fark ettim.
Berthe’in ayağında don yoktu çünkü (daha sonra kendisinin söylediği gibi) kirlenmişti donu, çamaşırlar henüz yıkanmamıştı. Böylece kız kardeşimi ilk kez çıplak görmüş oldum.
Aslında bizi Önceleri birlikte yıkadıkları için onu çırılçıplak halde görmüştüm. Ama vücudunu sadece arkadan ya da yandan görmüştüm çünkü annemle teyzem bizi hep kıç kıça gelecek şekilde yıkarlardı. İki kadın da küçük bir bakış bile atmamam için son derece dikkatli davranıyorlardı, bakmak kesinlikle yasaktı. Ayrıca gömleklerimizi giydirirlerken önümüzü ellerimizle kapatmamızı sıkı sıkıya tembihliyorlardı.
Bir keresinde Kate, teyzemin yerine Berthe’i yıkamak zorunda kalmış, ona önünü kapamayı tembihlemeyi unuttuğu için annemden azar işitmişti; Kate’in bana da kesinlikle dokunmaması gerekiyordu.
Beni her zaman ya annem ya teyzem yıkardı. Büyük küvete girdiğimde, “şimdi ellerini çekebilirsin Roger” derlerdi. Ve mutlaka onlardan biri sabunlar ve yıkardı beni.
ilke olarak çocukların olabildiğince uzun süre çocuk muamelesi görmelerinden yana olan annem bu sistemi sürdürmüştü. Ben o dönemde on üç yaşındaydım, kız kardeşim Berthe ise on dördündeydi. Aşk konusunda hiçbir şey bilmiyordum, cinsiyet farklılığından da haberim yoktu.
Ama kadınların karşısında çırılçıplak kaldığımda, kadınların yumuşak ellerinin bedenimin üzerinde gezindiğini hissettiğimde tuhaf bir biçimde etkileniyordum.
Çok İyi hatırlıyorum… Teyzem Marguerite cinsel organımı yıkarken ve kurularken belirsiz, tuhaf ama çok hoş şeyler hissederdim. Çüküm birdenbire kalkar, demir gibi olurdu ve sarkık durumda kalmaz, başını kaldırırdı. Farkında olmadan teyzeme yaklaşır ve karnımı olabildiğince öne doğru çıkarırdım.
Bir gün gene böyle yaparken teyzem Marguerite aniden kıpkırmızı kesildi, o hoş yüzü çok daha sevimli bir hal aldı. Kalkmış küçük erkeklik organımı farketti ve hiçbir şey görmemiş gibi yaparak bizimle birlikte ayaklarını yıkamakta olan anneme bir işaret çaktı. O sırada Kate Berthe’le ilgileniyordu ama o da dikkat kesildi anında. Onun kızkardeşimden çok benimle ilgilenmeyi tercih ettiğini ve bu işte teyzeme ya da anneme yardım etmek için en küçük bir fırsatı bile kaçırmadığını farketmiştim. Şimdi o da neler olup bittiğini görmek istiyordu. Başını çevirdi ve hiç sıkılmadan baktı bana, bu sırada teyzemle annem anlamlı bakışlar atıyorlardı birbirlerine.
Annem etek giymişti ve tırnaklarını rahat kesebilmek için dizine kadar kaldırmıştı eteğini. Etli, güzel ayaklarını, adaleli, hoş bileklerini, beyaz ve yuvarlak dizlerini göstermişti bana. Annemin bacaklarına böyle bir göz atmam teyzemin dokunmaları kadar etkilemişti erkekliğimi. Annem büyük ihtimalle hemen anladı durumu çünkü kızardı ve eteğini tekrar indirdi. Kadınlar güldü ve Kate de annemin ve teyzemin sert bakışlarıyla engelleninceye kadar güldü. Sonra da özür dileme anlamında şöyle dedi: “Ben buraya elimde sıcak süngerle geldiğimde Berthe de çok hoşnut oluyor.” Ama annem sert bir tavırla susmasını emretti ona.
Aynı anda banyonun kapısı açıldı ve ablam Elisabeth girdi içeri. On beş yaşındaydı, liseye gidiyordu.
Teyzem üstüme çabucak bir gömlek attı ama Elisabeth kaş göz arasında çıplak görebildi beni. Bu durum benim bir hayli canımı sıktı. Çünkü Berthe’in karşısmda hiç utanmıyordum ama dört yıldan beri bizimle birlikte banyo yapmayan ve kadınlarla ya da Kate’le birlikte yıkanan Elisabeth’in beni çıplak görmesini istemiyordum.
Evin bütün dişileri ben banyodayken içeri girebiliyorlardı, böyle bir hakları vardı, oysa benim böyle bir hakkım yoktu ve öfkelendiriyordu beni bu durum. Hatta sadece kız kardeşim Elisabeth’i yıkarlarken içeri girmemin yasaklanmasını bile kabul edemiyordum çünkü hanımefendi havaları takınmasına rağmen ona bizden farklı davranmalarının nedenini anlayamıyordum.
Bir gün kız kardeşinin karşısında soyunmak istemeyen ama teyzem ya da annem kendisiyle birlikte banyoya kapandığında hiç tereddüt etmeden soyunan Elisabeth’in tavrı Berthe’in de gücüne gitmişti.
Elisabeth’in buluğ çağına girmesiyle ilişkili olan bu tavırlarına anlam veremiyorduk. Kalçaları yuvarlaklaşmıştı, memeleri büyümeye başlıyordu ve daha sonra öğrenmiş olduğum gibi karnının altında ilk kıllanmalar başlamıştı.
O gün Berthe, banyodan çıkarken annemin teyzeme:
“Elisabeth çok erken buluğa erdi, dediğini işitmişti.
Evet, bende bir yıl gecikmişti.
Bende iki yıl. Ayrı bir yatak odası gerekiyor ona şimdi.
Aynı odayı paylaşabiliriz onunla, diye karşılık vermişti teyzem. Berthe bütün bunları anlatmıştı bana ve doğal olarak o da benim gibi olup bitenden pek bir şey anlamıyordu.
İşte o gün, kız kardeşim Elisabeth çıplak vücudumu ve öfkeli küçük bir horoz gibi dikilmiş küçük penisimi gördüğünde bakışlarının kendisi için çok ilginç olan bu bölgede yoğunlaştığını farkettim, derin bir şaşkınlık geçirdi ama bakışlarını çevirmedi. Tersine, bana bakmayı sürdürdü.
Annem, birdenbire kendisinin de banyo yapmak isteyip istemediğini sorunca kıpkırmızı kesildi ve kekeleyerek “İstiyorum, anne!” diye karşılık verdi.
Roger ve Berthe’ in işleri bitti, soyunabilirsin” dedi annem.
Elisabeth hiç duraksamadan yerine getirdi söyleneni ve iç gömleğine kadar soyundu. Sadece Berthe’ten daha gelişmiş olduğunu farkettim, o kadar. Banyodan çıkardılar beni.
O günden sonra Berthe’le birlikte banyo yapmadım. Teyzem Marguerite ya da annem banyoda yalnız bırakmıyorlardı beni çünkü annem gazetede bir çocuğun banyoda boğulduğunu okuyalı beri yalnız başıma yıkanmamdan çok korkuyordu. Ama kadınlar bütün vücudumu yıkamalarına rağmen artık çüküme de taşaklarıma da dokunmuyorlardı. Gene de annemin ya da teyzem Marguerite’in karşısında çüküm kalkıyordu.
Kadınlar kesinlikle farkındaydılar durumun ve annem iç gömleğimi çıkarırken ve giydirirken başını çeviriyordu. Teyzem Marguerite de gözlerini yere çeviriyordu.
Teyzem Marguerite annemden on yaş küçüktü ve dolayısıyla yirmi altı yaşındaydı; ama çok huzurlu bir iç dünyası olduğundan hiç bozulmamıştı ve genç kız gibiydi. Çıplaklığım onu çok etkilemiş gibiydi çünkü beni yıkarken konuştuğunda sesi flüt sesi gibi çıkıyordu.
Bir keresinde vücudumu sabunlarken eli çüküme değdi. Hemen çekti, sanki bir yılana dokunmuştu… Farkettim durumu ve biraz kızgın bir tavırla şöyle dedim: “Benim güzel teyzeceğim, niçin sevgili Roger’nîn her yerini yıkamıyorsun?”
Kıpkırmızı kesildi ve pek İnandırıcı olmayan bir ses tonuyla,
Yıkadım ya her yerini, dedi.
Haydi teyzeciğim, çükümü de yıka.
Pis yaramaz! Kendin yıkayabilirsin oranı.
Hayır teyze, lütfen sen yıka. Senin gibi yıkayamam ben.
Sen yok musun sen! dedi teyzem gülümseyerek ve süngeri tekrar eline aldı, çükümü ve taşaklarımı özenle vıkadı.

Bir önceki yazımız olan Tarihin Tanıklığında Ermeniler ve Rumlar kitap özeti - Ali Güler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


1 × = beş

Kitap özetleri © 2013