Kitap özetleri

Kitap özetleri

Faust Kitap Özeti

Gençliğimde bana görünmüş olan belirsiz’ şekiller, yine yaklaşıyorsunuz. Acaba bu defa sizi tutmayı denesem olur mu? Kalbimde hala o şüpheye karşı bir eğilim var. Yine üşüşüyorsunuz! Peki öyleyse! Sis ve duman içinden yükselip bana hükmedin bakalım!

Gençliğimde, kafilenizin çevresinde esen büyülü nefesten içim titremişti. Şimdi de aynı şeyleri hissediyorum.

Bana sevinçli günlerin görüntülerini getiriyorsunuz. Bazı yüce gölgeler belirgin hale geliyor: Ayrıca ilk aşkın ve ilk dostluğun izleri de sanki eski ve kısmen unutulmuş bir masal gibi, gözümde canlanıyor. Hayatın sanki dehliz gibi olan kıvrımlı akışından dolayı sızlanışlar tekrarlanıyor ve güzel saatlerin mutlu hayalleriyle avunarak benden önce ölmüş o iyi insanların adları anılıyor.

İlk şarkılarımı dinlemiş olan ruhlar artık sonrakileri işitmiyorlar. O eski dost kafilesi şimdi toz toprak olmuştur ve ne yazık ki, ilk yankının sesi de sönmüştür!

Artık ıstırabım hiç tanımadığım bir kalabalığa sesleniyor. Onların övmeleri bile içimi burkuyor. Şiirlerimden zevk almış olan bazıları da, eğer yaşıyorlarsa, dünyada darmadağın olmuş halde dolaşıp duruyorlar ve içimi, o sakin ve aziz ruhlar dünyasına bir özlem kaplıyor. Bir harp (üç köşeli bir müzik aleti) gibi uğuldayan türküm, belirsiz seslerle havada yayılıyor. İçim ürperiyor, göz yaşlarına boğuluyorum, o acımasız kalbimin yumuşadığım hissediyorum. Önceden sahip olduğum şeyleri kendimden uzaklaşmış görüyorum ve kaybolmuş şeyler benim için artık birer gerçek oluyor.

TİYATRODA ÖN TEMSİL

Müdür, Tiyatro şairi ve Şen adam

Müdür: Bana üzüntülü ve sıkıntılı anlarımda pek çok kez yardım etmiş olan siz ikiniz, söyleyin bakalım, Alman ülkesinde giriştiğimiz işten neler bekliyorsunuz? Halkın hoşuna gitmeyi çok isterdim. Çünkü halk yaşar ve yaşatır. İşte görüyorsunuz, direkler dikilmiş, tahtalar çakılmış ve herkes bir ziyafet beklentisi içinde. Rahatça kuruldukları koltuklarında ilginç ve şaşılacak şeyler seyretmek isterler. Halkın ruhunu okşayacak şeyleri bilmeme rağmen hiçbir zaman bu kadar zor durumda kalmamıştım. Gerçekte halk en iyi eserlere alışık değildir, ama pek çok şey de okumuştur. Nasıl yapalım da oyunumuz halk için yeni, canlı ve hoşa giden nitelikte olsun? Çünkü elbette, bir sanatçı olarak halkın kulübemize seller gibi aktığını ve tiyatromuzun kapısından itiş kakış ve bağıra çağıra girmeye çalıştığını görmek isterim. Bunun gibi, güpegündüz, daha saat dört olmadan kasaya ulaşmaya çalıştıklarını ve sanki kıtlık günlerinde fırınların önünde ekmek kapışan insanlar gibi, bir bilet almak için birbirlerinin önüne geçmeye çalıştıklarını görmek isterim.

Çeşitli halk yığınları üzerinde bu büyüleyici etkileri ancak şair yapabilir. Dostum, bunu, işte bugün yap!
Şair: Yüzlerini gördüğümde ilhamımı kaybettiğim o karmaşık haldeki kalabalıktan söz etme. İstemediğimiz bir girdaba sürüklenmemize neden olan o kafilenin yüzünü gösterme bana.
Beni, yalnız şair için çiçek açan ve Tanrı eliyle yaratılıp kalbimize bir iyilik olan aşk ve dostluğu veren mutlu gök yüzüne götür.

Ah! Kalbimizin derinliğinde doğarak dudağımızın utangaç bir şekilde fısıldadığı, bazen başarılı bazen de başarısız şeyleri, yaşadığımız şu vahşi “an” m zorlamaları yutuveriyor. Bir eser genellikle içimizde yıllarca kaldıktan sonra tamamlanarak ortaya çıkabilir. İçimizde parıldayan şey, o an için doğmuştur. Eğer bu çok temiz bir değerse, gelecek nesiller için saklanır.

Şen adam: Şu “gelecek nesil” lafını duymasam bari! Ben gelecek nesilden söz edecek olsam, şimdiki nesli kim eğlendirecek? Bu nesil eğlenmek ister ve bunu da gerçekleştirmesi gerekir. Sanıyorum, akıllı insanlar için şimdiki zaman değerlidir. Halkın zevki güzel ve zevk verici şekilde anlatmasını bilen insanlara nankörlük etmez! Şair de daha çok etkili olmak için karşısında büyük bir kitlenin olmasını ister. Onun için akıllı olun ve örnek olmaya çalışın, insan hayalinin güzelliğini’ ve düzenini akü; anlama, duygu ve ihtiras gibi bütün sesleriyle bir bütün halinde yansıtın. Ama deliliği de işe katmayı unutmayın!
Müdür: Özellikle çok olay canlandırın. Herkes seyretmeye geliyor ve çok şey görmek istiyor. Seyircilerin gözlerinin önünden onları hayrete düşürecek çok şey geçirmeyi başardığınızda davayı kazandınız gitti! Artık çok sevilen adam olursunuz. Seyirci kitlesini ancak bol olay göstererek kazanabilirsiniz. Her seyirci, bu yığından kendine göre ve kendiliğinden bir şeyler seçer. Dolayısıyla çok şey gösteren sanatçı herkese bir şeyler vermiş olur ve evimizden herkes memnun ayrılır. Bir piyes mi sahneleyeceksiniz, onu parçalara bölünüz! Böyle bir türlü yemeği yapmayı başarmalısınız! Aslında bu, düşünüldüğünden daha kolay olur. Siz eseri bütünlüğü ile verseniz de ne çıkar? Halk onu dikkatle izleyeceği için ayrıntısıyla anlayacaktır

Şair: Siz bu işin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve gerçek sanatçıya hiç yakışmadığını anlamıyorsunuz! Görüyorum ki, o asil bayların uydurmacılığı sizin için bir ilke olmuş!

Müdür: Bu serzeniş beni üzmez. Kuvvetli bir şekilde etkili olmak isteyen insan, en iyi vasıtayı kullanmalıdır. Bu iş sanıldığı kadar da zor değildir. Kimin için yazdığınızı bir düşünün! Bazıları bize can sıkıntısından gelir, bazıları da tıka basa bir yemekten sonra… En kötüsü de, gazete okuduktan sonra gelenlerin çok olması. Sanki bir maskeli baloya gider gibi koşarak gelirler. Adımlarını hızlandıran şey, gizliyi öğrenme isteğidir. Bu oyunda bayanlar da kendilerini ve süslerini göstererek ücret almadan rol alırlar.

Şairlik tahtınıza kurulmuş, ne hayal kurup duruyorsunuz? Dolmuş bir tiyatronun nasıl bir haz verdiğini bilir misiniz siz?

Velinimetlerimizi biraz yakından görün! Bazıları soğuk, bazıları kabadır, bazıları temsilden sonra oynayacağı iskambil oyununu düşünür, bazıları ise bir kadının koynunda geçireceği coşkulu bir gecenin umudu içindedir. Zavallı deliler, böyle bir amaç için sevimli ilham perilerinizi niçin sıkıntıya sokuyorsunuz? Size söylüyorum: Çok şey gösteriniz, hem de pek çok şey! Hedefinize böyle ulaşırsınız. Seyircileri şaşırtmaya balon, onları tatmin etmek gerçekten güçtür! Size ne etki eder? Hayranlık mı, yoksa ıstırap mı?

Şair: Sen kendine başka bir uşak ara. Şair, kendisine tabiatın hediyesi olan o en yüksek hakkı, insanlık hakkım, sertin uğrunda günahkarca feda mı etsin?

O, bütün kalpleri neyle harekete geçirir, bütün öğeleri nasıl yener? Kalbinde doğan ve bütün dünyayı kavrayan ahenkle değil mi? Eğer tabiat, ipliği bütün uzunluğunca bükerek mekiğe zorlarsa ve bütün öğeler düzensiz bir kalabalık halinde üzüntülü ve karışık sesler verirse, kim hep aynı sırayı düzenli olarak harekete geçirip bir ritme sokabilir? Kim parçalan, öğeleri muhteşem bir düzen kuracak tarzda ve bir bütün halinde dizebilir? Kim, ihtirasların fırtınasını coşturur ve akşam kızıllığını en güzel şekilde parıldatabilir? Kim bütün güzel ilkbahar çiçeklerini eliyle sallayarak sevginin yoluna serpebilir? Kim gelişigüzel yapraklan örerek bir şeref taca meydana getirebilir? Kim, gökleri emniyete alıp tanrıları birleştirebilir?

Yalnızca şairde beliren insanlık gücü, değil mi? Şen adam*: Öyleyse, söylediğiniz bu güzel kuvvetleri kullanıp bir aşk macerasına girişir gibi şairlik sanatınızı icra etsenize!

İki insan rasgele birbirine yaklaşır, sonra bir şeyler duyarlar ve orada biraz kalırlar. Sonra bir sergüzeşte dalarlar. Önce bir mutluluk hissi doğar, sonra saldırılar başlar, derken bir hayranlık meydana gelir ve arkasmdan da dert başlar. Böylece de gözle kaş arasında bir roman doğuverir. Biz de işte böyle bir oyun sergileyelim. Çeşitli hareketlerle dolu insan hayatına bir el atmak yeter! Bu romanı herkes yaşar, ama çoğu farkında olmaz. Bu romanı neresinden yakalarsanız, ilgi çeker! Renk renk manzaralar, biraz netlik, çok uydurma ve bir zerrecik de gerçek… İşte, herkesin susuzluğunu giderecek ve sevinç verecek en iyi içki böyle hazırlanır. Sonra oyununuzu sergilersiniz ve onun karşısında gençliğin seçme tabakası toplanır. Ortaya konan şeyleri dinler. Nihayet her ince ruh, eserinizden melankolik bir gıda alır. Seyreden her ruh, bazen şu, bazen de bu heyecana kapılır. Bu heyecanla herkes, kalbindekinin bir örneğini görür. Halk henüz ağlamaya da gülmeye de aynı derecede hazardır. Onlar girişime ve harekete değer verirler. Görünüşe sevinirler. Ama işi bitmiş olanlara da hiç bir şeyi beğendiremezsin. Oluş halinde bulunanlar ise, daima teşekkür ederler.

Şair Öyle ise bana, kendimin de oluş halinde olduğu ve şarkılarla dolu bir pınarın durmadan yeni şeyler yaptığı, sisin dünyayı örttüğü, tomurcuğun henüz harikalar vaat ettiği ve bütün vadileri dolduran çiçeklerden binlercesini kopardığım geçmiş zamanlan geri getirin! O zamanlar ben, bir şeye sahip değildim. Ama bendeki bana yetiyordu. Gerçeği bulma aşkı ve yalanın keyfi! Bu, ele avuca ağmayan ihtiraslarımı o derin ve acılı mutluluğumu, kinimin ve aşkımın gücünü, kısacası gençliğimi bana geri verin!.

Şen adam: Aziz dostum, savaşta düşmanların etrafını çevirirse, en güzel kızlar zorla boynuna sarılırsa, sürat koşusunda çok uzaklarda ve çok ulaşılan bir hedefteki zafer tacı sana gülümserse, baş döndürücü danslardan sonra, gecelerini ziyaret sofralarında içerek geçirirsen, gençliğe mutlaka ihtiyacın olacaktır. Ama bilinen saz havalarına cesaretle katılmak ve çizdiğin hedefe güzel adımlarla yürümek… Yaşlı baylarım, sizin göreviniz budur ve bu nedenle size daha az saygı duyulacak değildir. Söylendiği gibi, yaşlılık insanı çocuk-laştırmaz, tam tersine, bizi gerçek çocuklar olarak bulur!

Müdür: Konuşmak yeter. Artik işe başlayalım! Böyle birbirinize iltifat edeceğinize faydalı bir iş görebilirsiniz! Ambiyanstan o kadar da çok söz etmenin ne yaran olur? Kararsız olana o hiç görünmez. Madem ki kendinizi şair kabul ediyorsunuz, haydi şiire kumanda verin bakalım! Bize gerekli olan şeyi biliyorsunuz: Etkili içkiler yudumlamak istiyoruz. Haydi bakalım, onu hazırlayın! Bu günün işi yarma bırakılmamalı ve hiçbir gün boş geçirilmemelidir. Azim, hemen büyük bir istekle, imkanın yakasından yakalamalı ve bir daha da elinden hiç kaçırmamalıdır. O, etkide bulunmaya devam edecektir, çünkü buna zorunludur.

Bizim Alman sahnelerinde herkesin dilediğini denediğini bilirsiniz. Bunu bilerek bu gün dekorları ve makineleri esirgemeyin, büyük ve küçük gök ışığını kullanın, yıldızlan savurgan bir şekilde kullanabilirsiniz; Su, ateş, taş duvar, hayvan ve kuş da eksik değil! Böylece şu dar salaşımızda yaratılışın büyük çemberinde yürüyün ve dikkatli bir hızla cennetten dünya yolu ile cehenneme doğru yol alın!

Bir önceki yazımız olan Bir Varmış Bir Yokmuş Kitap Özeti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


5 − bir =

Kitap özetleri © 2013