Kitap özetleri

Kitap özetleri

Fanatik Galatasaraylı Kitap Özeti

Ağız dolusu gülmeli çocuklar! Aynı noktada buluştukları Büyükler kadar…Böyle diyor Canan Tan, kitabın ön sözünde. Mizah öyküleriyle her yaştan insana hitap ettiğini anlatmak için. Gerçek bir Fenerbahçe-linin, millî maç söz konusu olduğunda, fanatik bir Galatasaraylıya dönüşebilmesi… Bilgisayarda tavla oynamakla işe başlayan, kısa sürede tam bir internet kurdu olan anneanne… 23 Nisan’ın sıra dışı, ateş topu gibi bir belediye başkanı… Televizyonlardaki yarışma programlarına katılan aileler, canlı yayın sürprizleri… Salatalığı bile dört taksitle alanlar… “Gülmeye, gülmeye, gülmeye geldik!!!” diyen herkes için…

Fanatik Galatasaraylı

Berbat bir iş günüydü!

Güçlü Kuvvetli Taşımacılık, kuruldu kurulalı böyle rezalet yaşanmamıştı.

Oysa. iyi başlamıştık güne…

Mobilyacı İzzet ağabey, iki tane çekyatı benim düldüle yükletmiş, elime de Şahika Hanım’ın adresini verip, ‘Şu anda elemanım yok, kapıcıyla falan halledersin artık… diye uğurlamıştı beni.

Kapıcının, tıfılın teki olduğunu nereden bilecektim? Sivrisinek gibi, çekyatın bir ucuna yapışıp tüm yükü omuzlarıma yıkıverdi kerata… Oflaya poflaya, altı kat merdiveni tırmanıp Şahika Hanım’ın oturma odasına ulaştık. Eski koltukları koridora taşıdık, çekyatları karşılıklı yerleştirdik.

Şahika Hanım, şöyle iki adım geri sekti.

“Iıh…” dedi. “Olmadı! Dükkândayken böyle durmuyordu. Eski koltuklarımın yüzünü değiştirsem daha iyi…”

Yeniden, altı katlık ağır yüklü bir yolculuk ve gerisin geriye izzet ağabeye dönüş…

Neyse ki dükkânda ikinci bir iş bekliyordu beni: Safinaz Hanımlar, yeni çıkan, altı sandıklı yataklardan istemişlerdi.

Çekyatları indir, yatağı yükle; yeniden yollara düş…

Yeni müşterimiz sekizinci katta oturuyordu. Allahtan, kapıcı güçlü kuvvetliydi bu kez. Beraberce eski yatağı dışarı attık.

Yenisini yerleştirdik, diyebilmeyi çok isterdim, ama yerleştiremedik! Hap kadar odaya en büyük boy yatak ısmarlanırsa, sığmazdı haliyle…

Fil ölüsü ağırlığındaki sandıklı yatağı, sekiz kat aşağıya indirip düldüle yüklediğimde, tuzu unutulmuş turşuya dönmüştüm.

Eksik kalan tuzu, biberiyle beraber tamamladı İzzet ağabey.

“Başka iş yok bugün.” dedi yüzüme bakmadan.

Benim bir şeyler bekleyen bakışlarıma aldırmadı bile. Onun düz mantığına göre, satış yoksa para da yoktu.

Eve dönerken acı acı düşündüm: Güçlü Kuvvetli Taşımacılık, ne güçlüydü ne de kuvvetli… Cüce, adamı kendi yağında bile kavurtmayan, uyduruk bir iş bozuntusuydu yalnızca…

Kamyondan küçük, kamyonetten büyük düldülümle, parça başı pay alarak taşıma isi yapıyordum. Yatak, koltuk, beyaz eşya; elime ne gelirse…

Yağmasa da damlıyordu. Ama bugün, tüm damlalar da kurumuştu; orta yorgunluğuma karşın, cebime beş para girmemişti…

Bezgin bir hâlde, düldülü evin önüne park ettim, iki büklüm olmuş belimi doğrultmaya çalışarak kapıyı çaldım.

“Hoş geldin Rıfkıcığım!” diye abartılı bir sevecenlikle karşıladı beni karım.

Arkasında da Toygar…

“Aslan babacim!” demesiyle boynuma sarılması bir oldu.

Benden önemli bir şey isteyeceği zaman, hep ‘babacım” der yumurcak!

Kendini kolla Rıfkı! Bu evde bir hâller var ya; dur bakalım kokusu ne zaman çıkacak…

Sofra da pek özenle hazırlanmış bu akşam. Kıymalı patates, bulgur pilavı, ayran… Bir baş kuru soğanım bile unutulmamış!

“Eline sağlık hanım” diye masadan kalkıp televizyonun başına geçmeye hazırlanıyordum ki…

“Rıfkı…” dedi karım. “Toygar, Galatasaray’ın maçını izlemek istiyormuş.

Lafı anasının ağzından aldı Toygar; “Hadi babaci, hadi babaci… Ne olur, beni Nuri amcanın kahvesine götür.”

Demek dertleri buydu! Ters ters baktım ikisine de…

Zaten bu oğlanın, hastanede karıştığına ilişkin derin şüphelerim vardı! benim; karı, doğa kanunlarına inat sarı lacivert akan Kanarya Rıfkı’nın oğlu Galatasaraylı olsun… İnanılacak şey miydi bu?

Aslında suç kimsede değil, bendeydi! Sorup soruşturmadan, gözlerinin yeşiline kandığın ilk kızla evlenirsen, sonun bu olurdu işte!

Karımın Galatasaraylı olduğunu, nikâh günü öğrenmiştim. Oğlan da onun kanını alınıştı besbelli…

Aklımdan geçenleri, televizyon programlarındaki alt yazılar gibi okumuştu karım.

‘İnat etme Rıfkı.” diye diklendi “bacak kadar çocukla çocuk olma!”

Bizim yumurcak da televizyon diz ilerindeki, yanık sesli türkücü ulaklıklar gibi boynunu bükmüş, en gariban haliyle yanıtımı bekliyor…

Baba kalbi, dayanır mı hiç?

“Yürü.” dedim. “Gidelim bakalım, ne olacaksa…”

“Aslan babacı!” diye bir boynuma sarıldı, duvara dayanmasam yere yuvarlanacaktım.

Nuri’nin kahvesi, bizden bir sokak aşağıda…

Toygar, elinde neresinden çıkardığını bilemediğim. sarı kırmızı kocaman bir bayrak, “Re re re, ra ra ra. Gassay Gassay cim bom bom…” diye zip zip zıplayarak önüm sıra koşuyor.

Başımı kaldırıp yolun iki yanındaki binalara şöyle bir baktım… Tüm balkonlar, pencereler, dükkân vitrinleri, kapı önleri sarı kırmızı bayraklarla, süslerle donatılmış. Sanki herkes, hükümet kararıyla çıkarılmış resmi bir emri uyguluyor.

Kahve deseniz, Ali Sami Yen Stadyumunun küçültülmüş hali.

İşini bilir bizim Nuri! Masaları, dükkânın arkasındaki depoya yığmış… Eski yazlık sinemalardaki gibi. sıra sıra sandalye dizmiş orta yere.bir tek boş yer yok! iğne atsan havada kalır…

“Ooo, Rıfkı abimiz de gelmiş!” diye coşkuyla karşıladı bizi Nuri.

Toygar’ın başını okşadı; eline bir meyveli gazoz şişesi tutuşturdu. Sonra da kasanın yanındaki sandalyeyi benim altıma çekti.

“Bu gece bendensin abicim diye sırtımı sıvazladı.

Cin gibidir Rıfkı! Bu curcunada, çay parası toplamanın zorluğunu düşünerek girişte bilet kesmiş millete.

“Mahallede kablolu televizyona ilk geçen benim! Meyvelerini toplamak hakkım değil mi?” diye de hava basıyor.

Çay dağıtımı başlı başına bir iş… Ama Nuri, parlak zekâsıyla buna da çözüm bulmuş: Bardaklar, sıranın başında oturandan sona doğru, elden ele iletiliyor.

Bu akşamki, Galatasaray’ın UEFA Kupası’ndaki ilk maçı Bakalım ne yapacak?

Biz Fenerliler, kuyruğu dik tutmaya çalışıyoruz ama, yıllardır Avrupa’da kazandıkları başarıları da yadsıyacak hâlimiz yok doğrusu… Tek avuntumuz, dışarıdaki en güçlü takımları yenseler de Fenerbahçe’nin önünde tutulup kalmaları. San lacivertli renklerden korkuyorlar mı ne?

Sonunda maç başladı!

İçinde bulunduğum ortam öylesine cıvıltılı ki maçı mı izleyeyim, izleyenleri mi, bilemiyorum…

Birinci devre… Re re re, ra ra ra… ikinci devre… Şampiyonum Cimbomum… Ve maç bitti.

Galatasaray, devirmişti gene Avrupalıyı!

Tam oğlanı alıp eve gideceğim…

“Hop hop, dur bakalım abicim!” diye önüme geçti Nuri. “Senin düldül buralarda mı?”

“Ne olacak?” dedim aklından geçenleri anlamamış gibi.

“Ne olacağı var mı? Zafer turu atacağız…”

Yanıtımı beklemeden, galibiyet sarhoşluğuyla kendinden geçmiş çılgın kalabalığa döndü.

“Rıfkı abim, bu gecenin şerefine düldülünü hizmetinize sunuyor!”

….

Bir önceki yazımız olan Bir Varmış Bir Yokmuş Kitap Özeti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


3 × = yirmi bir

Kitap özetleri © 2013