Kitap özetleri

Kitap özetleri

Cumhuriyetten Sonra Kadın Oyuncular

Türk sinemasında Cumhuriyetten Sonraki Dönemde Kadın Oyuncular Kimlerdir, Neler Yapmışlardır, Oynadıkları Oyunlar Hakkında Bilgi

Türk sinemasındaki yabancı kadın oyuncuların, Muhsin Ertuğrul’un Cumhuriyet sonrası filmlerinde giderek sayılarının azaldığı görülür. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle “yasak” kalkmıştır. Yani Müslüman Türk Kadınlarının Türk ilimlerinde yerlerini almasıyla sinemaya beklenen “taze kan” gelmiştir böylece. Ve Elena Artinova, bu dönemden kalan son oyunculardan biridir…

Eski yabancı kadın oyuncular giderek dönemlerini kapatırken 1931 yıllarında bu kez bir başka dönemin kapıları açılır. Yabancı uyruklu kadın sanatçılar, “ortak yapım”lar (yani bu tür prodüksiyon çalışmaları) nedeniyle Türkiye’ye gelmeye başladılar. İşte “Türk – Mısır -Yunan” ortak yapımı olan İstanbul Sokaklarında adlı filmin çekimi ülkemize dışarıdan gelen ilk yabancı kadın, Mısırlı şarkıcı Azize Emir’le gerçekleştirilir.

1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Fena Yol da, bir Türk-Yunan ortak yapımıdır. Ve kadın oyuncuları da Yunanlı Marika Kotopuli ile Kiveli’dir. Çok çirkin olduğu için kimsenin yüzüne bakmadığı Kristina ile aşifte ruhlu arkadaşı Hrisula’ nın öyküsünü izleriz. Tüm zamanlarını aşk maceralarıyla geçiren, Marika Kotopuli’nin oynadığı Hrisula, bir berber kalfasıyla sevişir. Sonra da zengin bir adamın olur. Daha sonra da arkadaşı Kristina’nın kardeşine kaçar… Ve arkadaşını kıskanan çirkin Kristina da artık kötü yola sapmaya hazırdır.

Bu ortak yapımların dışında, özellikle de tarihsel filmlerde Yunanlı kadın oyuncular, 1950′li yıllardan sonra küçük rollerle boy göstermeye devam ederler. Sylvia Degandi, Efi Palmi, Rena Vlahopulo (Affet Beni Allahım), Katya Linda (Beyoğlu Güzeli ) gibi… Bu arada Pola Morelli ile Luiza Nor’u da tanırız. Ne var ki hiçbiri ne birer “yıldız”, ne de uluslararası üne sahip kişiliklerdi. Sadece isimleri yabancıdır… Bunlardan sonra gelen Kika Poli ve Keti Dalmas da öyle.

Münir Hayri Egeli’nin Refik Halit Karay’ın aynı isimli romanından uyarladığı Nilgün’deki Alman asıllı Erika Ramberg, oyuncu olarak belki biraz farklıdır. 1955 yılında Lütfü Akad’ın yönettiği Beyaz Mendil ‘de Fikret Hakan’la oynayan Ruth Elizabeth de bir Alman kızıdır. Ve köylü kızı Zeliha’yı oynayan Ruth Elizabelh, bir yabancı olarak bu rolde pek yadırganmaz. Bir Kadın Tuzağı’nda Eva Palmer, Karasu’da Mari Blanchard… Ve yabancı kadın oyuncuların Türk sinemasındaki serüveni, hızla 1960′lara doğru uzanır.

ÇIPLAKLIK GİZELLE DALI İLE BAŞLAR

Faruk Kanç’ın Ölmeyen Aşk adlı filminde Efkan Efekan ‘la başrolü oynayan Fransız şarkıcı Maria Vincent bir “skandal yıldızı” olarak dikkati çekti. Çıplak pozlar verip uyuşturucuya düşkün olduğu iddia edilen bu esmer seks bombası bir yana, Türk sinemasında asıl dikkati çeken, yabancı oyunculardan , Yunanlı Gizelle Dali oldu. Ne var ki Dali de gerçek anlamda bir oyuncu değildi; ama 1961 ‘li yıllarda Süreyya Duru’nun İstanbul’da Aşk Başkadır adlı filminde çırılçıplak soyunarak tüm dişiliğini cömertçe sergilemekten de kaçınmayışı, gerçekten ‘nefis, iç gıcıklayıcı’ bu Yunan güzelinin, özellikle de filmin deniz sahnelerinde Fikret Hakanla ıslak ıslak sevişmesi hatırlardadır. Fikret Hakan’ın tuzlu omuzlarında dolaşan dili, ıslak sarı saçları ve vücuduna yapışan siyah elbisesi bu sevişme sahnelerinde erotik çeşitlemeleri oluşturuyordu. Ve belki de Türk sinemasında yabancı kadın çıplaklığı, sınırsız biçimde ilk kez Gizelle Dali ile başlıyordu.

1962′lerden sonra Şarkıcı Kız’da Arap Maha, Cehennemde Buluşalım’da Alman Christiane Nielsen, Kibarlarda gene Yunanlı Mara Kondu Türk filmlerinde görülen yabancı kadın oyunculardı.

ALİKİ VUYUKLAK1 OLAYI

Gizelle Dali’den sonra, 1917-1923 döneminde olduğu gibi Rum asıllı kadın oyunculara yeniden şans tanınmaya başlanmıştı. Yeniden Türk-Yunan ortak yapımlarına dönmek, bu arada yıllardan beri iki ulus arasında sürüp giden gerginliği de böyle bir alışveriş içinde bir ölçüye kadar yumuşalabilme sonucunu verebilirdi. Tabii, bu tür ortak ilişkilerin allında yatan temel amaç ise, ünlü Yunan yıldızlarıyla Türk filmlerinin dış pazara açılmasını sağlamaktı. !şte Aliki Vuyuklaki, bu dönemde Türk sineması için bir “kuvvet şırıngası” olarak ortaya sürüldü. Ne var ki Aliki Vuyuklaki, yalnızca Yunanistan sınırları içinde geçerli bir “yıldız”dı., Dünya pazarlarına açılabilecek kadar uluslararası bir üne sahip değildi. Buna karşılık filmin yapımcısı Özdemir Birsel tarafından Vuyuklaki’ye 400 bin liralık bir değer biçildi.

Ve o yıllarda gerçekten Türk sineması için çok yüksek bir ücretti bu. Üstelik bu para Yunanistan’a transfer ediliyordu. Olayın yankıları giderek büyüdü. İstanbul Radyosu’nda düzenlenen “açık oturum” ve bu arada dönemin haftalık siyasi dergilerinden 28 Şubat 1963 tarihli Yön’ün, konuyla ilgili soruşturması olumsuz karşıt görüşlerle sonuçlandı. Ve gerçekten de Aliki Vuyuklaki’nin Orhan Günşiray’la başrollerini paylaştığı Sıralardaki Heyecanlar, dış pazar açısından hiçbir yarar sağlamadı. Eğer amaç Yunanistan’a açılmaksa, Türk filmleri zaten o ülkede pazar bulabiliyordu. Sonuç “fos” çıkmıştı. Avrupa sinemasında yeterince tanınmayan Aliki Vuyuklaki’nin “büyüsü tutmamıştı. Bu arada da 400 bin liranın Yunanlı dilberin “olmayan şöhretine değil, yalnızca “güzel bacakları” uğruna verildiği de ayrıca ortaya çıkıyordu. Ve şu garip rastlantıya bakın ki, bir süre sonra da bazı politik nedenlerle Yunan filmlerinin Türkiye sinemalarında gösterimi yasaklanacaktı.

TÜRKÂN ŞORAY OLMAZSA SONİA VİVİANİ

1969′lardan sonra Türk filmlerinde oynayan yabancı kadınların verini bir  süre için Araplar aldı. Mısırlı Ketayum Yedi Belalılar’da Yılmaz Güneyle, Füruzan Büyük Ye-min’de Cüneyt Arkın’la, şarkıcı Tarup Altın Çocuklar Beyrut’ta adlı filmde Göksel Arsoy’la oynadılar. Ve seks avantürlerinin, Tarkan gibi resimli roman kahramanlarının geçerli olduğu dönemde İsveçli Eve Abrahamson ortaya çıktı. Yönetmen Halit Refiğ’le evlenip ayrıldıktan sonra da Eva Bender adıyla, o .yılların en çok soyunan kadınlarından biri oldu. Gerçekten sarışın İsveçli her filmde cömertçe soyunuyor ve sevişiyordu. Türk filmlerinde en çok soyunan oyunculardan biri de Romina Terry idi. Her iki yabancı uyruklu kadın oyuncunun soyunma dışında bir etkinliği olmadı. Romina’dan önce Sara Stephan, Şeyh Ahmet’te Fikret Hakan ‘la Fransız asıllı Estella Blain Çıplaklar’da Demir Karahan’la birer kez oynayıp ülkelerine döndüler. Karahan’ın karısı olan Östella’yı, bir adada iki erkeği birbirine düşüren vamp kadını oynarken, film boyunca vücuduna yapışmış çıplak elbisesiyle, yarı çıplak olarak izledik.

Yugoslav asıllı Beba Loncar’dan sonra ise Türk sinemasında bir dolu İtalyan dilberi daha görürüz … Cani ‘de Tarık Akan’la oynayan Karin Weil, filmin bir sahnesinde soyunur. Küçük göğüslü Danjella Giardano Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı adlı filmde dantelli siyah külotuyla kalıncaya kadar soyunurken, Antonella Monopoli ise Romalı Dilber’de daha ileri gider. Gene de sonuç değişmez. Tüm bu İtalyanlar hem oyuncu, hem de dişilik açısından “sıradan çıplaklar” olmanın dışına çıkamazlar. Bir anlamda, üçüncü sınıf yerli soyunan kadınlardan farkları yoktur. Ancak 1975 yılında, İtalyan Gizelle Dali’den bu yana erotik bir kadın olarak, çekici ve diri vücuduyla sıradanlığın dışına İtalyan Sonia Viviani çıkar.

İtalya’dan getirilen Viviani, esmer, diri vücutlu genç bir kadındır. Gerçekten Teşekkür Ederim Büyükanne’dt bu rolün sahibi Türkan Şoray’dır. Ama Şoray, adı geçen filmde soyunmayı kabul etmeyip çıplaklığa kendine özgü bir sınırlama getirmek isteyince yerine Sonia Viviani alınır. Ülkesinde birçok filmde oynamasına karşılık Türkiye’de o yıllar için yeteriyle bilinmeyen Sonia Viviani, Osman Seden’in yönettiği Delicesine’de tam soyunur. Irving Wallace’ın ünlü bir romanından uyarlanan bu filmde, dört serserinin kaçırıp bir evde sürekli tecavüz ettikleri ünlü bir sinema yıldızını oynayan Viviani, tüm bu sahnelerde çırılçıplaktır. Özellikle de elleri karyola demirlerine bağlı sahnelerle, Kadir İnanır’ın seviştiği bölümler bir hayli etkileyicidir.

Böylece Türk sinemasındaki “ithal malı” kadın oyuncular, Fransız Christin Haydar ve Frances Chandlen gibi isimlerle sürüp gider… 1917′lerden bu yana değişen nedir ki? Cinselliğin boyutları mı, yoksa Türk filmleri afişlerini süsleyen dışarlıklı, yabancı kadın isimleri midir? Kararı siz verin.

Kaynak: Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi, Agah ÖZGÜÇ

Cumhuriyetten Sonra Kadın Oyuncular

Bir önceki yazımız olan Türk Sinemasında Yabancı Kadınlar başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


yedi × 2 =

Kitap özetleri © 2013