Kitap özetleri

Kitap özetleri

Budala Kitap Özeti

Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.Dostoyevski Budala’yı bu amaçla kaleme aldı ve peygamberimsi kahramanı Prens Mişkin’i böyle yarattı. Dostoyevski’nin en büyük dört romanından biri olan Budala, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir de. Bu dünyada iyi olmak mümkün müdür, yoksa bu biraz da budalalık mıdır? Bu başeserinde Dostoyevski’nin şeytani zekâsı iyilik ile kurnazlık, saflık ile günah, aşk ile inanç arasındaki tehlikeli bölgelere giriyor.

İnsanlık komedyasının olağanüstü zenginliğine rağmen, Dostoyevski’nin kişileri hep aynı düzeyde, alçakgönüllülük ve gurur düzeyinde toplanır ve sıralanırlar… Dostoyevski’nin kadın kahramanları, erkeklerden de fazla kararlıdırlar gururlu olmaya, onları gurur harekete geçirir hep.

André Gide

Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.Dostoyevski Budala’yı bu amaçla kaleme aldı ve peygamberimsi kahramanı Prens Mişkin’i böyle yarattı. Dostoyevski’nin en büyük dört romanından biri olan Budala, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir de. Bu dünyada iyi olmak mümkün müdür, yoksa bu biraz da budalalık mıdır? Bu başeserinde Dostoyevski’nin şeytani zekâsı iyilik ile kurnazlık, saflık ile günah, aşk ile inanç arasındaki tehlikeli bölgelere giriyor.
İnsanlık komedyasının olağanüstü zenginliğine rağmen, Dostoyevski’nin kişileri hep aynı düzeyde, alçakgönüllülük ve gurur düzeyinde toplanır ve sıralanırlar… Dostoyevski’nin kadın kahramanları, erkeklerden de fazla kararlıdırlar gururlu olmaya, onları gurur harekete geçirir hep.André Gide

İÇİNDEKİLER

BUDALA’NIN YAZILIŞI ÜZERİNE / Liza Knapp

BİRİNCİ BÖLÜM

İKİNCİ BÖLÜM

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM.

Dipnotlar.

ÖNSÖZ

BUDALA’NIN YAZILIŞI ÜZERİNE

LIZA KNAPP

Petersburg’dan kaçış

Fyodor Dostoyevski ile genç karısı Anna, 1867 yılının Kutsal Cuma günü birkaç aylığına dîye düşündükleri bir süre için Rusya’dan ayrılırlar. 1871 Temmuzu’na kadar geri dönmezler. Dostoyevski Avrupa’ya doğru yola çıkarken, Saint Petersburg’da yüklü borçlar ve karmaşık ailevi yükümlülükler bırakmaktaydı. Dostoyevski’nin ilk karısı Marya Dmitrievna, 1864 Nisanı’nda veremden ölmüş, ölürken de (ilk evliliğinden olan) ergen yaştaki oğlu Pavel (Paşa) Isaev’i (dog. 1848) Dostoyevski’ye emanet etmişti. Dostoyevski’nin en sevdiği kardeşi Mihail, bundan birkaç ay sonra, Haziran 1864te vefat etmişti. Bu noktada Dostoyevski, kardeşinin ailesinin sorumluluğunu üstlenmişti. Vefa duygusuyla, kardeşinin ardında bıraktığı borçları da üzerine almıştı.

Dostoyevski, kansı Anna Grigoryevna Snitkina’yla 16.4.1866′da, genç kadın yazarın stenografı olarak çalışmaya başladığında tanışmıştı. Ekim sonuna kadar Oyuncu’nun elyazmasını bitirmesi gerekiyordu, aksi takdirde bütün eserleri üzerindeki haklan (ve eserlerden elde edilecek kâr) dokuz yıllığına elinden alınacaktı. (Dostoyevski, avans alabilmek uğruna, kötü şöhretli yayımcı Stellovski’nin koyduğu bu koşullan kabul edecek kadar maddi sıkıntı içindeydi.) Dostoyevski telaş içinde teslim tarihini geçirmemenin yolunu arıyordu. Bir arkadaşının önerisi üzerine bir stenografla birlikte çalışmayı denemeye karar verdi. Dikle ederek yazma yöntemi işe yaradı ve Dostoyevski’yi çok memnun elti. Yaşgününde (30 Ekim), bir gûn önce diktesini bitirdiği elyazmasının son düzeltilerini yapıyordu ve metni bir gün sonra teslim etti. Dostoyevski daha sonra Anna Grigoryevna’dan Suç ve Ceza’yı bitirmesine yardım etmesini istedi. Bundan kısa süre sonra da ona evlenme teklif etti. 1867 Şubatı’nda evlendiler.

Yakın çevrelerinde bulunan kişilerin ifadelerine göre, ilişkileri mutlu bir evliliğe dönüştü ve Dostoyevski’ye özlemini çektiği aile ortamını sundu. Yine de başlangıçta, Saint Petersburg’daki hayat, çift için yıpratıcıydı, özellikle de Anna Grigoryevna açısından. Dostoyevski’nin alacaklıları çiftin peşini bırakmıyor, borçluların kapatıldığı hapishane korku saçıyordu. Dostoyevski’nin genişleyen ailesi, taleplerde bulunmayı sürdürüyordu. Aile fertleri yazarın yeni karısıyla anlaşamıyorlar, Anna Grigoryevna’ya, onu üzecek ve küçük düşürecek şekilde davranıyorlardı. Ne var ki genç kadının kocası, bu durumu fark etmiyordu. Anna kendisini ve kocasını Saint Petersburg’daki yıpratıcı ortamdan kurtarmak umuduyla, yurtdışına seyahat etmeleri için bastırdı. Çeyizini rehine vererek, yolculuk için gerekli parayı denkleştirdi.

Elbette ki Dostoyevski’nin Saint Petersburg’daki akrabalarına karşı duyduğu alaka hiçbir zaman bitmedi. Ama artık irtibat mektupla sağlanıyordu. Dostoyevski ile karısı bütün sürgün dönemi boyunca baş başa kaldılar ve karşılıklı olarak güçlü bir bağlılık ve sevgi geliştirdiler. Yurtdışında bulunan eski Rus tanıdıklarla ara sıra yapılan görüşmeler ve Anna’nın annesi ile erkek kardeşinin birkaç ziyareti dışında, sosyal ilişkileri zayıftı. Aile fertleriyle ve dostlarla bağlarını mektup aracılığıyla sürdürüyorlardı. Dostoyevski Rusya’daki gelişmeleri Batı’da yayımlanan yayınlardan ve mektuplaştığı kişilerden, özellikle de Apollon Maikov’dan takip ediyordu.

Dostoyevskiler, ilk iki yıl boyunca Almanya’dan (Dresden, Baden Baden) isviçre’ye (Basel, Cenevre, Vevey), oradan İtalya’ya (Milano, Floransa) geçtiler ve daha sonra Rusya’ya dönene kadar Dresden’de kaldılar. Tüm bu dönem boyunca eve dönme özlemlerini dile getirdiler, ancak her türden maddi, edebi ve ailevi engeller onları Avrupa’da kalmaya itti.

Kumar ve sara hastalığı

Dostoyevski ve karısının yurtdışında geçirdiği yıllara, Özellikle de ilk dönemlere, Dostoyevski’nin kumar ve sara nöbetleri damga vurmuştur. Bunların her ikisi de çiftin büyük acılar ve sıkıntılar çekmesine neden oluyordu.

Daha önceki yurtdışı seyahatinde olduğu gibi, Dostoyevski rulet masasına karşı koyamıyordu. Maddi sıkıntılardan bunalmış ve yeni romanı (Budala) üzerinde çalışmaktan sıkılmış bir haleti ruhiye içinde, Dostoyevski üst üste “son bir deneme” yapıyor ve maddi zorluklardan kurtulmak için hayatlarını kumara atıyordu. Kumar oynamak için evden ayrıldığı zamanlar karısına yazdığı mektuplarda, Dostoyevski değişeceğine dair yeminler eder; karısına melekler gibi sabırlı ve anlayışlı olduğu için övgüler yağdırır ve ona layık olmadığı için kendisine sövüp sayar. Dostoyevski yolculuğun dökümünü de verir. Başarısızlığa uğraması imkânsız olan kazanma “yöntemini” anlatır. Bunun peşinden, karısından dönüş bileti için para göndermesini rica eden bir mektup gelir.

Kumarda aldığı kötü sonuçlardan sonra, Dostoyevski’nin para sıkıntısı daha da ümitsiz bir hal alır. Son parasını da kumarda kaybettiğini anlatmaktan utanç duysa da, sürekli olarak arkadaşlarından, hatta düşmanlarından borç ister. Dostoyevski’nin birkaç parça eşyasını rehine vermesi ve rehinden kurtarması, rutin bir olaya dönüşmüştür. Nihayet, Dostoyevski geleceklerini kurtarmak için tek umudun, oturup ciddiyetle çalışarak romanı yazmak olduğunu anlar. Roman Katkov’un Russian Messenger adlı gazetesinde yayımlanacaktı; Dostoyevskiler avanslar ve ödemelerle geçiniyorlardı.

Sigmund Freud, Dostoyevski’nin kumara düşkünlüğünü, onun doğuştan gelen patolojik kendini cezalandırma arzusunun ifadesi olarak değerlendirir. Dostoyevski’nin karısı, yazarın kumara düşkünlüğünü tedavisi olmayan ‘hastalığı” olarak görüyordu. Dostoyevski sonunda kendini tedavi eder: 16 28 Nisan 1871 tarihleri arasında, Wiesbaden’de kumar oynar. Bu son kumar oynayışı olacaktır.

O gece kansına yazdığı mektubu “bugünden itibaren senin Fyodor Dostoyevski” diye imzalar (halik bölüm yazar tarafından belirtilmiştir). Yurtdışında bulundukları süre boyunca, Dostoyevski’nin hayatının sonuna kadar mustarip olacağı sara nöbetleri devam eder. Yine de kimi ifadelere göre bu nöbetler, seyahatlerinden önceki döneme nispeten daha seyrekti (ki bu durum yurtdışı seyahatine Saint Petersburg’dan uzaklaşmanın Dostoyevski’nin sağlığına iyi geleceği düşüncesiyle çıkıldığı için mantıklıdır). James Rice’ın Dostoyevski’nin nöbetleriyle ilgili olarak başlattığı tartışmanın ortaya koyduğu üzere, Dostoyevski’nin mektuplarında anlattıkları, her zaman kayıtlı vakalarla Örtüşmemektedir. (Dostoyevski geçirdiği nöbetleri bir deftere kaydediyordu, ayrıca karısı da günlüğünde nöbetlere yer vermiştir.)

Dostoyevski sara hastalığını Budala’nın kahramanına geçirmiştir. Mışkin’in ikinci bölümde geçirdiği nöbetin klinik anlamda gerçekçi olduğu ve Dostoyevski’nin kendi tecrübeleriyle paralellik taşıdığı genel olarak kabul edilmiştir. Birçok eleştirmen saranın romanda hem tematik açıdan hem de üslûp bakımından nasıl işlendiği konusu üzerinde durmuştur.

Tematik kısım, zamanın asılı kalmasıyla ilgilidir. Mışkin’e göre hasta sara nöbeti boyunca “zamanın olmadığı” bir tecrübe yaşar; tecrübe, Dostoyevski’nin en sevdiği metinlerden biri olan Aziz Yuhanna’nın Vahiy Kitabı’ndaki kıyamet diliyle anlatılır. Sara hastası normalde kendisini dünyaya bağlayan kurallardan kurtularak, Dostoyevski’nin cennet tadında dediği bir “sentez” yaşar. Eleştirmenlerin belirttiği gibi kutsal hastalık olarak bilinen saradan Hz. İsa’nın da mustarip olmuş olması muhtemeldir. Saranın Dostoyevski’nin eserini ne derece etkilediği tahmin edilebilirse de, Dostoyevski saraya karşı içinde “fantastik” öğesinin bulunduğu, kendi özel realizmini geliştirmiştir. Muhakkak ki Dostoyevski…

Bir önceki yazımız olan Sil Baştan Kitap Özeti başlıklı makalemizde Ken Grimwood kitapları, Ken Grimwood romanları ve Ken Grimwood Sil Baştan kısa özeti hakkında bilgiler verilmektedir.

Bağlantı adresi  http://www.onlinekitapozetleri.com/budala-kitap-ozeti-2.html

Bir önceki yazımız olan BEYAZ LALE KİTAP ÖZETİ - HİKAYE ÖZETİ başlıklı makalemizde roman özetleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


6 + dokuz =

Kitap özetleri © 2013