Kitap özetleri

Kitap özetleri

Boudica Kartalı Düşlemek Kitap Özeti

On ikisinde ilk düşmanını öldürdü. Yirmi birinde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğunun saldırısına karşı ülkesini savundu. Kırkında kanlı bir isyanda halkına önderlik etti ve bir efsaneye dönüştü.
Romalılar öncesi Britanya’da geçen Manda Scott’un heyecan verici kurgusal romanı ilk bölümünde tutku, cesaret ve karşı konulmaz zorluklara göğüs geren az bulunur bir kahramanlık hikayesiyle Kelt rahiplerinin, hayalperestlerin, savaşçıların ve onların tanrılarının acımasız dünyasını gerçek hayata taşıyor.

“Yüzüklerin Efendisi’ne rakip yeni bir seri…
—The Scotsman

“Muhteşem bir atmosfer içinde gerçekten çarpıcı bir hikaye… Tutku dolu bir cesaret ve kahramanlık… Oldukça akıcı ve gerçekten göz kamaştıran bir roman..”
—Publishing News

“Tam anlamıyla ikna edici ve ilgi çekici… Hayal gücünün şaşırtıcı başarısı, kesinlikle okunmalı.”
—Steven Pressfield

“Güçlü bir roman; aşkı, savaş hileleri, bilgeliği ve insanlığın kahramanları ile capcanlı.”
—Jean M. Auel

“Kitap hayal gücünde yaratı cılığın doruk noktasına çıkmış. Sınırsız macera ve çarpıcı bir anlatım. Manda Scott, kitabı bitirdikten sonra bile hayal alemine bir süreliğine dalmamı sağlayan az bulunur kalitede bir çalışmayı ortaya koymuş.”
—The Historical Novels Review

“Manda Scott kendine özgü kurgusal bir evren yaratmış, fakat roman, içimizi ısıtıp aynı zamanda bizi hüzünlendirdiği için de gerçeğe yeterince yakın.”
—Val McDermid

“Bir edebiyat şöleni, içten, şiirsel, epik. Kartalı Düşlemek heyecan verici bir çıkış kitabı.”
—Diva Magazine

İÇİNDEKİLER
Teşekkür
ÖNSÖZ
SONBAHAR M.S 32
İLKBAHARSONBAHAR M.S.
KİŞ  İLKBAHAR M.S.
İLKBAHAR M.S. İLKBAHAR M. S.
YAZ SONU  SONBAHAR M. S.

ÖNSÖZ
SONBAHAR MS 32

Saldın şafak vakti başladı. Kız, annesinin çığlıklarına ve çatı kaplaması sazların yanık kokusuna uyandı. Kulübenin önündeki meydandan babasının bağrışıyla beraber kılıç ve kalkan şakırtıları geliyordu. Başka bir erkek sesi daha duyuldu, babasının sesi değildi bu. Kız Üzerindeki örtüyü atıp yataktan fırladı ve deri yüzme bıçağını ya da baltasını almak için yatağın arkasındaki karanlık bölmeye koştu. Fakat ne bıçak, ne de balla vardı orada ve o sırada annesi yine çığlık attı ama sesi değişikti bu kez Kız çılgın gibi etrafı araştırdı, ateşin sıcaklığını teninde hissederken sırtına saplanabilecek olan bir kılıcın korkusunu duydu içinde. Eline uzun ve yıpranmış bir sopa geldi, elini aşağıya, tutacağa doğru indirdi ve yağlı, cilalı bu sopanın babasının yabani domuz avında kullandığı kargı olduğunu hemen anladı. Onu çekip aldı, döndü ve kargının sivri, keskin ucundaki deri kılıfı çıkardı. Birden şafağın kızıllığı çarptı gözüne, kulübenin kapısındaki kalın deri kesilerek açıldı ve eşikte bir karaltı belirdi. Sabahın ilk ışıklan kılıcın üzerinde parlarken kız birden babasının, “Breaca!” diye bağıran sesini duydu.
Kız, babasının sesini duyunca karanlık köşeden çıktı ama kapıdaki savaşçı ağzında kalan birkaç dişi göstererek sırıttı ve kılıcı sabah ışığında parlarken kıza doğru atıldı. Kız bir anda hiç düşünmeden, birkaç kez çayırlarda at üzerinde ve bir kez de ormanda çalışarak öğrendiğini yaptı, O da vücudunu Öne doğru eğerek ve bacaklarının bütün kuvvetiyle ileriye fırladı ve kargısını bütün gücüyle adamın çıplak olarak gördüğü yerine, kalın gömleğinin ve başındaki miğferin açık bıraktığı noktaya, boğazına sapladı. Adam sendeledi, boğazından yere akan kanlara baktı, bir eliyle boğazını tutarken son bir gayretle diğer elindeki kılıçla kıza saldırdı. Kız kenara kaçtı ama yeterince hızlı değildi ve kılıcın ucu elini yaraladı, kız kesilen elinin acısını duydu, kargıyı bıraktı. Adam yere düştü ama onun üzerine gelmedi. O anda kapıda başka bir karaltı belirdi ama bu kez gelen kızın babasıydı.
Baba içeri girdi, “Breaca? Tanrılar, yardım edin! Breaca!” diye bağırırken yerde yatan saldırgan bir elini yan tarafına destek yaparak kalkmak istedi. Ama baba gürzünü onun başına indirerek işini tamamen bitirdi. Babası kızın yanına diz çökerek onu kollarına aldı, kalın demirci parmaklarını onun saçları arasında gezdirdi, yanağını okşadı ve “Onu sen öldürdün, öyle mi?” diyerek güldü. “Benim savaşçı kızım, benim güzel kızım. Tanrılar! Bu çok iyi işte. İkinizi birden kaybetmeye dayanamazdım…”
Kızını kucakladı ve bebekliğinde yaptığı gitti kollarında sallamaya başladı onu. Babası kan ve kusmuk kokuyordu. Kız onun yaralı olup olmadığını anlamak için eliyle üzerini yokladı, sağlam olduğunu anlayınca rahatladı ve onu iyice görebilmek için kollarından inmek istedi. Babası başını ona doğru eğince kız sıcak gözyaşlarının Önce boynuna, sonra omuz ve göğsüne damladığını hissetti. Babası ağlarken onun kollarından inmedi ve annesinin de neden onunla beraber gelmediğini sormadı ona. Annesi ha
Kusmuk kokusu kapının dışında düşüp kalmış annesinden geliyordu, onun da elinde bir kargı vardı. Annesi de kendisine saldıranlardan birini Öldürmüştü ama karnındaki bebeği onu engellediği için ikincisi karşısında güçsüz kalmıştı. yenilmişti Saldırganın kılıcı onun karnını yarmış, İçinde ne varsa dışarı dökmüştü, Breaca yerde cansız yatan annesinin yanına çöktü ve şafağın kızıllığında onun yanında yatan minik ve cansız varlığa baktı, annesinin karnından düşmüş olan bebeği çevirdi, sonra başını kaldırıp arkasında duran babasına baktı ve “Bu bir erkek çocuk olacaktı,”
Babası artık ağlamıyordu, elini kızının omzuna koyarken, “Biliyorum kızım,” dedi. Adam diz çöktü ve kızını tekrar kucakladı, çenesini onun başına bastırdı ve boğuk bir sesle, “Silahlı bir düşmana karşı koyan ve onu öldüren bir kızım varken oğlum olmasa da olur,” dedi.
Babanın sesi sıcaktı ve bu seste hem büyük bir acının, kederin ve hem de gururun izleri vardı. Breaca o anda onu daha fazla üzmemek için, cesur bir savaşçı olarak değil de içgüdüsüyle davrandığını söyleyemedi ona.
Breaca’nın annesi kraliyet ailesinin ilk çocuğu olarak Ecenilerin lideriydi ve cenaze töreni de ona uygun bir şekilde yapıldı. Doğmamış bebeği tekrar karnına kondu ve cenaze kumaşlarla, derilerle sarıldı, sonra da tanrılara daha yakın olması ve kurtlardan, ayılardan korunması için karaağaç ve fındık ağacından yapılmış yüksek bir platforma kondu. Üç Coritani savaşçısı da, hem hamile ve hem de komşu kabilenin başı olan bir kadını aniden saldırıp öldürerek tanrıların yasalarını çiğnedikleri için vahşi hayvanlara yem olmak üzere çıplak olarak ormana bırakıldılar. Breaca’ya öldürdüğü saldırganın kılıcı verildi ama küçük kız onu istemedi ve babasına verdi. Babası da o kılıcı örsü üzerine koyarak kırdı ve büyüdüğü zaman ona daha iyi bir kılıç yapacağını söyledi. Büyük kızlardan biri, Airmid de ona kırmızıya boyanmış ve mavi at yelesi kılıyla bağlanmış büyük bir karga tüyü verdi, Öldürme işaretiydi bu. Babası da ona savaşçıların yaptığı gibi, saçlarını yandan örerek tüyü nasıl takacağını öğretti.
Güneş doğduktan sonra Eceni savaşçısı ve demim Eburovic kızını nehre götürüp üzerindeki savaş kanlarını yıkadı, elindeki kesiği sardı ve sonra da ilk ve tek oğlu Ban’ın annesi ve kızının teyzesi olan Macha’ya bakması için onu yuvarlak eve götürdü.

1
Bân ilk rüyasını sekiz yaşındayken, Breaca’nın annesini kaybettiği ve elinden yaralandığı ilkbaharda görmüştü. Aniden ter içinde uyandı ve karanlıkta kendini toparlamak için tavana baktı. Uzun /uman önce, çok daha küçükken ve karanlıktan korkarken, babası onu korumaları için yatağının üstündeki çarpık kirişe at, ayı ve çalıkuşu şekilleri kazımıştı. Küçük çocuk aydınlık yaz akşamlarında onları düşünerek, bu kabartma şekillerin koruyum duvarını kendi üzerinde gibi hissederdi. Şimdi de derin sessizlik içinde ışığın gelmesi için dua etti ama hiçbir şey göremedi. Gökyüzünde mehtap varsa bile yuvarlak evin bu tarafında parlamıyor, yıldızların ışığı da çatıyı delip içeriyi aydınlatamıyordu. Ocaktaki ateşte alevler yoktu, sadece yanmış ateşin dumanı ve kokusu hissediliyordu. Hayatının en karanlık gecesiydi bu, sanki kor gibiydi ama belki de rüya görüyordu.
Hân rüya görmek istemiyordu. Gözlerini kırpıştırdı ve kendini yaşayanlar dünyasında hissetmek için başka yollar aradı. Hafif, kuru duman kokusu burnunu kaşındırdı. Annesi her GECE yatmadan önce, rahat uyuyabilmeleri için korların üzerine çalı çırpı atardı. Ban da büyüdükçe dumanın dilini anlamaya başlıyordu. Dumanı içine çekti ve zihninde onun etkisini bir düzene sokmaya ve ne dediğini anlamaya çalıştı. Güneşte kurumuş otların, kızarıp…..

Bir önceki yazımız olan Sil Baştan Kitap Özeti başlıklı makalemizde Ken Grimwood kitapları, Ken Grimwood romanları ve Ken Grimwood Sil Baştan kısa özeti hakkında bilgiler verilmektedir.

Bağlantı adresi  http://www.onlinekitapozetleri.com/boudica-kartali-duslemek-kitap-ozeti.html

Bir önceki yazımız olan Boyalı Kuş Kitap Özeti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


dokuz − 6 =

Kitap özetleri © 2013